Logo

07TNK-“Küçük Kız ‘Baba’ Diye Ağladı… Damadın Yüzünü Solduran Gerçek Kameradaydı!”

Article image

Salondaki dev ekran Emre’nin telefonu Zeynep’in yüzüne doğru fırlattığı anı tekrar gösterirken, Boğaz’a bakan o görkemli düğün salonunda tek bir fısıltı bile kalmadı. Selin, gözlerini ekrandan ayırmadan birkaç adım geri çekildi. Zeynep annesinin arkasına saklanmış, titreyen elleriyle Elif’in elbisesine tutunuyordu. Elif ise kızının başını okşayıp Emre’ye baktı. “Şimdi yine bizi tanımadığını söyle, Emre,” dedi sakin ama keskin bir sesle. Emre’nin yüzü bembeyaz oldu. “Bu görüntü hiçbir şeyi kanıtlamaz!” diye bağırdı. Tam o sırada güvenlik görevlilerinden biri yerdeki telefonu aldı. Ekranı çatlamıştı ama hâlâ çalışıyordu. Elif telefonu eline alıp eski aile fotoğrafını açtı. Fotoğrafta genç Emre, Elif’i omzundan sarıyor, birkaç yaşındaki Zeynep’i kucağında tutuyordu. Elif gözyaşlarını silerek, “Bunu da mı tanımıyorsun?” diye sordu.

Selin’in yüzündeki kibir bir anda yerini dehşete bıraktı. Emre’ye dönüp elindeki gelin buketini yere bıraktı. “Bana bu kadınla hiç ilişkin olmadığını söyledin,” dedi, sesi titriyordu. Emre hemen ona yaklaşıp, “Selin, beni dinle, her şeyi açıklayabilirim,” diye fısıldadı. Fakat Elif telefonun içindeki başka görüntüleri açtı: Zeynep’in bebeklik fotoğrafları, Emre’nin gönderdiği eski mesajlar, doğum günü videoları… Sonra Emre’nin yıllar önce kaydettiği kısa bir görüntü oynadı. Videodaki genç Emre küçük Zeynep’i havaya kaldırıyor ve gülerek, “Benim güzel kızım, baban her zaman yanında olacak,” diyordu. Salondaki birçok kişi başını utançla çevirdi. Selin gözlerinden yaşlar süzülürken Emre’nin yakasına yapıştı. “Sen sadece onları terk etmedin,” dedi. “Beni de yıllarca bir yalanın içinde yaşattın.” Emre çaresizce, “Ailem izin vermedi… paramı, şirketimi, her şeyimi kaybedecektim!” deyince Elif acıyla güldü. “Demek kızını kaybetmek daha kolaydı.”

Zeynep annesinin elinden kurtulup birkaç küçük adımla Emre’ye yaklaştı. Salondaki herkes nefesini tutmuştu. Küçük kızın yanağında hâlâ gözyaşlarının izi vardı. Emre diz çökmeye çalışınca Zeynep geri çekildi. “Baba… beni gerçekten istemedin mi?” diye sordu. Bu soru Emre’nin bütün savunmasını paramparça etti. Adamın gözleri doldu. “Hayır, kızım… ben sadece korktum,” dedi. Zeynep dudaklarını ısırıp başını salladı. “Ben de bugün korktum. Ama annem beni bırakmadı.” Bu sözler Selin’i bile ağlattı. Elif kızının yanına gelip elini tuttu. Emre kollarını açarak, “Zeynep, bana bir şans ver. Her şeyi düzeltebilirim,” dedi. Küçük kız gözlerini babasına dikti ve beklenmedik bir olgunlukla, “Kırılan telefon düzelir baba… ama kırılan güven hemen düzelmez,” diye cevap verdi. Salondan boğuk ağlama sesleri yükseldi.

Selin yavaşça boynundaki pahalı kolyeyi çıkardı, ardından parmağındaki yüzüğü çekip Emre’nin önündeki mermer zemine bıraktı. Yüzüğün sesi o sessizlikte neredeyse bir çan gibi yankılandı. Emre şaşkınlıkla, “Selin, ne yapıyorsun?” diye sordu. Selin gözyaşlarını silmeden ona baktı. “Bir çocuğunu düğün gününde inkâr edebilen adamın yarın beni de inkâr etmeyeceğine nasıl inanabilirim?” dedi. Emre elini uzattı ama Selin geri çekildi. “Bu düğün bitti.” Konuklar arasında şaşkınlık dalgası yayıldı. Emre öfkeyle Elif’e dönerek, “İstediğin buydu değil mi? Hayatımı mahvettin!” diye bağırdı. Elif kızını arkasına alıp dimdik durdu. “Hayır, Emre. Hayatını ben mahvetmedim. Bugün sadece yıllardır sakladığın gerçeğin önündeki kapıyı açtım. İçeriden çıkan şey senin kendi yalanların.”

Güvenlik şefi Emre’nin yanına gelip ciddi bir ifadeyle, “Beyefendi, çocuğa yönelik olay kayıt altında. Polis çağrıldı,” dedi. Emre’nin gözlerindeki öfke bir anda paniğe dönüştü. “Kimse polisi aramayacak! Ben bu otelin en büyük müşterilerinden biriyim!” diye çıkıştı. Fakat salonun sahibi olan yaşlı iş insanı konukların arasından öne çıktı. “Bu gece burada paran değil, yaptıkların konuşacak,” dedi sertçe. Ardından Elif’e dönüp, “Hanımefendi, siz ve kızınız güvendesiniz,” diye ekledi. Emre çaresizce Zeynep’e baktı. “Kızım, lütfen… bana böyle bakma.” Zeynep annesinin elini daha sıkı tuttu. “Sana kızgın değilim baba,” dedi. Emre’nin yüzünde bir umut belirdi ama Zeynep sözünü tamamladı: “Sadece artık seni beklemeyeceğim.” Emre’nin gözlerinden ilk kez gerçek yaşlar aktı. Yıllarca kaçtığı kaybın, o anda geri dönülmez hale geldiğini anlamıştı.

Aylar sonra, Elif ve Zeynep Boğaz’ın karşı kıyısındaki küçük ama sıcak evlerinin balkonunda kahvaltı ederken kapı çaldı. Emre’nin avukatı, Zeynep adına hazırlanmış eğitim fonu ve resmi babalık sorumluluklarını kabul eden belgeleri getirmişti. Elif kağıtlara uzun uzun baktı. Avukat, “Emre Bey kızının geleceğini güvence altına almak istiyor,” dedi. Elif belgeleri aldı ama sakin bir sesle, “Para onun babalık borcunu ödemez. Bu sadece Zeynep’in hakkı,” diye cevap verdi. O sırada Zeynep kapının arkasından çıktı. “Babam gelecek mi?” diye sordu. Elif kızına sarıldı. “Gelmek istiyor. Ama onu görmek isteyip istemediğine sen karar vereceksin.” Zeynep bir süre düşündü. “Bir gün konuşurum,” dedi. “Ama önce özür dilemeyi öğrenmesi lazım.” Elif gülümsedi. “İşte benim güçlü kızım.” Zeynep hemen başını salladı. “Güçlü değilim anne. Sadece artık yalnız olmadığımı biliyorum.”

Bir yıl sonra Zeynep’in okul gösterisinde Elif en ön sırada oturuyordu. Sahnenin arkasında ise kimseyi rahatsız etmeden duran Emre vardı. Artık gösterişli takım elbiseleri, korumaları ve kibri yoktu. Zeynep gösteriden sonra onu gördüğünde birkaç saniye sessiz kaldı. Emre yaklaşmadı; yalnızca gözleri dolarak, “Sana sarılabilir miyim?” diye sordu. Zeynep annesine baktı. Elif sadece, “Karar senin,” dedi. Küçük kız yavaşça Emre’ye doğru yürüdü ama ona sarılmadan önce, “Bir daha kaçmayacağına söz verme,” dedi. Emre şaşırdı. Zeynep devam etti: “Çünkü söz vermek kolay. Bana göster.” Emre başını eğip, “Haklısın. Bu kez konuşmayacağım, göstereceğim,” dedi. Zeynep sonunda ona kısa bir sarılma verdi, sonra tekrar annesinin yanına koştu. Elif kızını kucaklarken Emre uzaktan onları izledi. Zeynep gülümseyerek annesine, “Biz kazandık mı?” diye sordu. Elif kızının alnından öptü. “Hayır canım. Kimseyi yenmedik. Sadece artık kimsenin bize değersiz olduğumuzu söylemesine izin vermiyoruz.” Ve o gün, en büyük zafer bir düğünün bozulması değil, bir anneyle kızının onurlarını geri alması oldu. 

 
 
 
 
 
 

Comments (0)

Loading comments...

064tnk-yınvalidesi Hamile Gelinine Bunu Yaptı… Oğlu Eve Dönünce Her Şey Değişti
Kerem’in sert bakışları karşısında Nermin birkaç adım gerilemek zorunda kaldı. Elif ise yerde kıvranıyor, iki eliyle karnını sıkıca tutuyordu. Münevver hiç vakit kaybetmeden yanına diz çöktü. Kerem korkuyla eğildi. “Elif… Beni duyabiliyor musun?” Elif gözyaşlarını silmeye bile fırsat bulamadan başını hafifçe salladı. “Duyuyorum… Benim için endişelenme. Ama içtiğim o şeyden korkuyorum.” Kerem’in öfkesi bir anda yerini büyük bir korkuya bıraktı. Telefonunu çıkarırken elleri titriyordu. “Hemen ambulans gönderin! Çok acil!” Telefonu kapattıktan sonra doğrudan annesine döndü. “Bana o bardağın içinde ne olduğunu söyle!” Nermin tek kelime etmedi. Bakışlarını yere çevirmiş, kırılan cam parçalarına bakıyordu. Tam o sırada Münevver ayağa kalktı. “Ben gördüm,” dedi. Kerem ona döndü. “Neyi gördün?” “Nermin Hanım çekmeceden küçük bir ilaç şişesi çıkardı. Sonra içeceğin içine birkaç damla döktü.” Kerem’in yüzü gerildi. Hiçbir şey söylemeden çalışma masasının yanına gitti. Çekmeceyi açtığında Münevver’in tarif ettiği küçük şişeyi buldu. Şişeyi eline aldı. Etiketi okuduğu anda yüzündeki kan çekildi. Başını kaldırıp annesine baktı. “Anne… Bunu neden yaptın?” Nermin’in yıllardır taşıdığı kendinden emin tavır çökmüştü. “Onu öldürmek gibi bir niyetim yoktu,” diye konuştu titreyen sesiyle. “Sadece biraz korkmasını istedim. Bazı belgeleri imzalayıp senden uzaklaşsın istedim.” Kerem’in kaşları çatıldı. “Başka?” Nermin gözlerini kapattı. “Çocuğun seni tamamen ona bağlamasını istemedim.” Kerem birkaç saniye boyunca annesine inanamayarak baktı. “Sen… kendi oğlunun ailesini dağıtmaya kalktın.” Sonra yerde duran evrakları fark etti. Belgeleri tek tek eline aldı. İlk sayfayı okuduğunda öfkesi yeniden alevlendi. Elif’in evlilikten doğan haklarından vazgeçmesini sağlayacak maddeler hazırlanmıştı. Aile şirketindeki paylarıyla ilgili de benzer hükümler vardı. Dahası, Elif’in adına düzenlenmiş ve onun haberi olmadan doldurulmuş sahte ifadeler bulunuyordu. Kerem belgeleri havaya kaldırdı. “Bunları kim hazırladı?” Nermin cevap vermedi. Kerem evrakları masanın üzerine sertçe bıraktı. “Yeter artık. Bu geceden sonra hiçbir şeyi gizleyemezsin. Kim yaptıysa, nasıl yaptıysa, hepsini anlatacaksın.” Kısa süre sonra ambulans konağın önünde durdu. Sağlık görevlileri içeri girerken Kerem, Elif’in elini bir an olsun bırakmadı. Doktorlar onu dikkatlice sedyeye yerleştirdi. Elif gözlerini Kerem’e çevirdi. “Bebeğimiz…” Kerem eğilip alnından öptü. “Ben buradayım. İkinizin de yanındayım.” Ambulans hastaneye doğru ilerlerken Kerem’in aklında yalnızca Elif ve bebeği vardı. Hastanede yapılan muayeneler uzun sürdü. Kerem koridorda saatlerce bekledi. Nihayet doktor dışarı çıktı. “İçtiği maddenin miktarı düşük olduğu için ciddi bir zehirlenme tablosu oluşmamış. Şimdilik bebeğin durumu da stabil.” Kerem derin bir nefes aldı. Sanki saatlerdir ilk kez ciğerlerine hava dolmuştu. Elif’in yanına girdiğinde genç kadının gözlerinden sessizce yaşlar akıyordu. Kerem yatağın kenarına oturup elini tuttu. “Seni koruyamadım.” Elif başını yavaşça iki yana salladı. “Bunu sen yapmadın.” Kısa bir sessizlik oldu. Sonra Elif onun gözlerinin içine baktı. “Ama bundan sonra kimsenin yaptıklarını gizleme.” Bu söz Kerem’in kararını kesinleştirdi. Sabah olduğunda konağa geri dönmek yerine avukatını aradı. Ardından güvenlik ekibini çağırdı. Münevver yaşananları baştan sona anlattı. İlaç şişesi teslim edildi. Belgeler korumaya alındı. Konağın güvenlik kameralarındaki görüntüler de incelemeye gönderildi. Kayıtlar incelendiğinde olayın bütün ayrıntıları ortaya çıktı. Nermin’in ilaç şişesini hazırladığı, Elif’i evrakları imzalamaya zorladığı ve tartışma sırasında tekerlekli sandalyeyi öfkeyle tekmeleyerek devirdiği açıkça görülüyordu. Kerem görüntüleri sessizce izledi. Son görüntü bittiğinde ekrana birkaç saniye daha baktı. Ardından hiçbir şey söylemeden cihazı kapattı. Nermin daha sonra hastaneye geldi. Koridorda Kerem’in karşısına çıktığında oğluna yaklaşmaya çalıştı. “Elif’le konuşmak istiyorum.” Kerem önünden çekilmedi. Sesi sakindi ama kararlıydı. “Artık onun senden korkmasına izin vermeyeceğim.” Nermin’in gözleri doldu. “Ben senin annenim.” Kerem’in cevabı gecikmedi. “Anne olman, eşime ve henüz doğmamış çocuğuma zarar verme hakkı vermiyor.” Bir an durdu. “Bundan sonra ne olacağına ben karar vermeyeceğim. Hukuk karar verecek.” Nermin o anda sahip olduğu her şeyin aslında onu korumaya yetmediğini fark etti. Yıllardır insanların karşısında çekindiği soyadı, serveti ve nüfuzu artık hiçbir işe yaramıyordu. Başını öne eğdi ve hastaneden sessizce ayrıldı. Aradan haftalar geçti. Elif konağa dönmek istemedi. Kerem de onun kararını destekledi. İkisi birlikte daha sakin ve güvenli bir eve taşındılar. Münevver de onlarla birlikte yaşamaya devam etti. Artık yalnızca evin çalışanı değildi; yaşanan bütün bu süreçte gösterdiği sadakat nedeniyle ailenin güvendiği biriydi. Aylar sonra beklenen gün geldi. Elif sağlıklı bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Kerem bebeğini ilk kez kucağına aldığında gözleri doldu. Minik kızına uzun süre baktı. Elif yorgun ama mutlu bir gülümsemeyle ona seslendi: “Adı Defne olsun.” Kerem başını onaylarcasına salladı. Kızını dikkatlice annesinin yanına bıraktı. Elif bebeğini kucağına aldığında ikisinin de gözleri doldu. O gece yaşananlar onları ayırmak yerine, birbirlerine ne kadar sıkı bağlandıklarını göstermişti. Nermin ise yaptığı seçimlerin hukuki sonuçlarıyla karşı karşıya kaldı. Yıllarca sahip olduğu güç ve ayrıcalıkların hiçbirini artık kullanamıyordu. Fakat onun için en ağır sonuç, mahkeme kararından bile farklıydı. Kendi oğlunun gözlerinde bir zamanlar bulunan güven tamamen kaybolmuştu. Ve Nermin, bunu geri kazanamayacağını ilk kez gerçekten anlamıştı.