Logo

048tnk-Tabuta İki Kez Vurdu… İçeriden Gelen Gerçek Herkesi Dehşete Düşürdü

Article image

Leyla’nın korkuyla büyüyen gözlerini gören Emir’in elleri titredi. Şapelin içindeki herkes aynı anda nefesini tuttu; artık tabutun içinde bir ölünün olmadığı, genç kadının yaşadığı kesindi.

Nermin çığlık atarak Cemal’in önüne geçti. “Silahı indir!” dedi. “Hepimiz gördük, Leyla yaşıyor.” Cemal’in yüzündeki panik, kalabalığın içindeki korkuyu ve şüpheyi daha da büyüttü artık.

Cemal geri çekildi, fakat silahı bırakmadı. Emir gözyaşları içinde bağırdı: “Onu hemen çıkarın!” Yaşlı bir davetli tabuta koşarken iki adam da kilitlere doğru hamle yaptı.

İki adam kapağı dikkatlice kaldırırken Cemal’in eli havada dondu. Leyla, krem satenlerin arasında titreyerek doğruldu; ağzındaki bant çıkarılınca salondan boğuk ağlama ve şaşkınlık sesleri yükseldi.

Leyla ilk nefesini güçlükle aldı, sonra Emir’e baktı. “Beni sen kurtardın,” diye fısıldadı. Çocuk hıçkırarak ona sarıldı, ama korkulu gözleri hâlâ Cemal’in elindeki silahına takılı kalmıştı.

Nermin Leyla’nın ellerini çözerken sertçe sordu: “Bunu sana kim yaptı?” Leyla cevap vermeden önce başını kaldırdı; Cemal’in silahı tutan eli herkesin gözü önünde açıkça titriyordu.

Leyla, “Beni buraya getiren adamın yüzünü görmedim,” dedi. “Ama kapı kapanmadan hemen önce birinin Cemal’e telefon ettiğini duydum.” Bu sözle şapelin içinde büyük uğultu koptu.

Cemal öfkeyle, “Bu hiçbir şeyi kanıtlamaz!” diye bağırdı. Fakat Nermin cebinden telefonunu çıkardı; gece yarısı alınmış gizli bir ses kaydını titreyen eliyle herkesin önünde açtı.

Kayıtta bir erkek sesi, “Cenazeden önce tabut açılmayacak,” diyordu. Ardından Cemal’in sesi duyuldu: “Kimse şüphelenmesin.” Cemal’in yüzündeki renk çekilirken bütün gözler bir anda ona çevrildi.

Emir’in gözleri büyüdü. “Demek biliyordun!” diye haykırdı. Cemal cevap veremedi. Leyla ise titreyen eliyle tabutun içindeki gizlenmiş küçük ilaç şişesini sessizce doğrudan herkese işaret etti.

Nermin şişeyi bir mendille aldı. Üzerindeki hastane etiketi Leyla’nın adına düzenlenmişti. Davetlilerden biri polisi ararken Cemal sonunda silahı yavaşça mermer zemine bıraktı ve tamamen sustu.

Cemal başını ellerinin arasına aldı. “Onu öldürmek istemedim,” dedi. “Sadece ortadan kaybolmasını istedim.” Bu itiraf salondaki son şüpheyi de parçalarken Leyla şaşkınlıkla öylece donup kaldı.

Leyla’nın yüzü acıyla gerildi. “Beni diri diri gömmeyi ölüm saymıyor musun?” dedi. Cemal gözlerini kaçırdı; artık ne serveti, ne adı, ne gücü onu asla koruyabiliyordu.

Emir, Leyla’nın yanında dimdik durdu. Nermin çocuğun omzuna elini koydu. “Nasıl bildin?” diye sordu. Emir, törenden önce tabutun içinden gelen zayıf tıkırtıları açıkça duyduğunu anlattı.

Meğer Emir, tören başlamadan hemen önce tabutun yanından geçerken içeriden üç kez hafif vurma sesi duymuştu. Kimse ona inanmamış, o da çaresizce çekici kendi eline almıştı.

Leyla gözyaşlarıyla Emir’in yüzünü tuttu. “Herkes sustuğunda sen beni duydun,” dedi. “Bugün hayatımı senin cesaretin kurtardı.” Çocuğun ağlaması bu kez korkudan değil, tarifsiz büyük rahatlamadandı.

Polis şapele ulaştığında Cemal direnmedi. Silah, telefon kayıtları ve ilaç şişesi delil olarak toplandı. Cemal götürülürken kalabalığın arasından hiç kimse onu savunmak için tek kelime etmedi.

Günler sonra Leyla tamamen iyileşti. Nermin’in verdiği ifadeler ve telefon kayıtlarıyla plan çözüldü; Cemal, Leyla’nın aile mirasını kontrol etmek için onun kaybolmasını gizlice organize etmişti.

Mahkeme sonunda Cemal’i ağır suçlardan mahkûm etti. Leyla mirasını geri aldı; fakat ilk yaptığı şey servetini büyütmek değil, Emir’in geleceğini ve eğitimini ömür boyu güvence altına almak oldu.

Yıllar sonra o beyaz tabut hâlâ hafızalarındaydı. Leyla her yıldönümünde Emir’e aynı cümleyi söylerdi: “Beni mezardan çıkaran çekicin değil, korkuya rağmen susmayan senin gerçek cesaretindi.”

Comments (0)

Loading comments...

058tnk-Öğretmen Eylül’ün Saçını Kesti… Ama Babasının Kim Olduğunu Bilmiyordu
Babası okulun cam kapısından içeri girdiğinde koridordaki uğultu aniden kesildi. Eylül’ün sınıfını sordu. Görevlinin yüzü gerildi. “Efendim, müdürü çağırayım.” Adam sadece, “Önce kızımı göreceğim,” dedi. Sınıfın kapısı açıldığında öğretmen hâlâ masanın yanında duruyordu. Eylül babasını görünce yerinden fırladı. “Baba!” diye ağlayarak ona sarıldı. Babası eğildi, kızının kısalmış saçlarına sessizce baktı. Masadaki kesilmiş saç tutamını gördüğünde öfkesi daha da büyüdü, fakat sesini yükseltmedi. “Bunu siz mi yaptınız?” diye sordu. Öğretmen soğukkanlı görünmeye çalıştı. “Kuralları uyguladım.” Babası kesilmiş saç tutamını eline aldı. “Bir okul kuralı, bir çocuğun bedenine izinsiz müdahale etme hakkı vermez.” Öğretmen dudaklarını sıktı. “Eylül defalarca uyarılmıştı.” Eylül gözyaşlarını silerek araya girdi. “Ben kimseye zarar vermedim, baba. Sadece saçımı toplamamı istedi. Sonra makası aldı.” Sınıftaki birkaç öğrenci sessizce başını salladı. Tam o sırada okul müdürü iki yöneticiyle birlikte sınıfa geldi. Babayı görünce bir an duraksadı. “Sayın Demir…” dedi şaşkınlıkla. Öğretmenin yüzündeki kendinden emin ifade yavaşça kayboldu. Öğretmen müdüre döndü. “Ben yalnızca disiplin sağlıyordum.” Müdür sertçe karşılık verdi: “Disiplin başka, öğrencinin saçını izinsiz kesmek başka. Böyle bir yetkiniz kesinlikle yok.” Eylül’ün babası telefonunu masaya koydu. “Üstelik her şey görüntülü aramada kaydedildi.” Öğretmenin yüzü soldu. Öğrenciler birbirlerine baktı. Artık kimse onun anlatacağı bahaneyi merak etmiyordu. Müdür kaydı izlerken sınıf sessizliğe gömüldü. Makas sesi duyulduğunda müdür başını kaldırdı. “Bu davranışın savunulacak tarafı yok.” Öğretmen titrek bir sesle, “Ben… kontrolümü kaybettim,” diyebildi. Babası kızının omzuna elini koydu. “Kontrolünü kaybetmeniz, kızımın korkusunu ortadan kaldırmıyor.” Ardından Eylül’e döndü. “Burada utanması gereken kişi sen değilsin. Bunu sakın unutma.” Eylül ilk kez biraz doğruldu. Gözleri hâlâ yaşlıydı ama sesi daha güçlü çıktı. “Ben sadece özür istemiyorum. Başka bir öğrenciye de bunu yapmamasını istiyorum.” Bu söz sınıftaki herkesi susturdu. Müdür Eylül’e yaklaştı. “Haklısın. Bugünden itibaren öğretmeniniz görevden uzaklaştırılacak. Olay resmi olarak incelenecek ve aileniz süreç hakkında bilgilendirilecek.” Öğretmen bir anda panikledi. “Lütfen, yıllardır burada çalışıyorum!” Babası ona baktı. “O zaman yıllardır çocukların size güvenmesinin ne kadar önemli olduğunu herkesten iyi bilmeniz gerekirdi.” Öğretmen Eylül’e döndü. Gururu tamamen kırılmıştı. “Eylül… yaptığım şey yanlıştı. Senden özür diliyorum.” Eylül birkaç saniye sustu. “Özrünüzü duyuyorum. Ama bugün olanları unutmayacağım.” Babası kesilmiş saç tutamını dikkatlice Eylül’ün çantasına koydu. “Bunu saklamak ister misin?” Eylül başını salladı. “Evet. Bir gün baktığımda korktuğumu değil, susturulmadığımı hatırlamak istiyorum.” Sınıftaki öğrencilerden biri alkışlamaya başladı. Ardından diğerleri de katıldı. Eylül şaşkınlıkla arkadaşlarına baktı. Babası gülümsedi. “Görüyorsun,” dedi, “yalnız değilsin.” Koridorda müdür babaya yaklaşarak sessizce, “Okul yönetim kurulu bugün acil toplantı yapacak,” dedi. Babası cevap verdi: “Ben ayrıcalık istemiyorum. Sadece her çocuk için aynı güvenliği istiyorum.” Eylül babasının elini tuttu. “Baba, beni başka okula mı götüreceksin?” Babası diz çökerek gözlerinin içine baktı. “Kararı birlikte vereceğiz. Kimse senin adına bir daha karar vermeyecek.” Eylül derin bir nefes aldı. “Kalmak istiyorum. Korktuğum için gidersem, sanki o kazanmış gibi hissederim.” Babası kızının alnından öptü. “O zaman yanında olacağım.” Ertesi hafta okul yeni öğrenci güvenliği kurallarını açıkladı. Öğretmenin sözleşmesi soruşturma sonunda feshedildi. Eylül sınıfa yeniden girdiğinde arkadaşları onu alkışlarla karşıladı ve ona sarıldı. Eylül aynada kısalmış saçlarına baktı, sonra gülümsedi. Babası arkasından, “Hazır mısın?” diye sordu. Eylül kapıyı açtı. “Hazırım baba. Artık kimsenin beni korkutmasına izin vermeyeceğim.”