Logo

042tnk-Hizmetçiye Tokat Attı… Ama Karşısındaki Kadının Kim Olduğunu Bilmiyordu!

Article image

Guo Jiancheng telefonu kulağında birkaç saniye sessiz kaldı. Oğlunun panik içindeki nefesini duyunca kaşları çatıldı. “Zichen, sakin ol. Ne oldu?” diye sordu. Karşı taraftan yalnızca öfkeli ve korkmuş bir ses geldi: “Baba, biri bana saldırdı! Hemen eve gel!” Jiancheng ayağa kalktı, fakat oğlunun sözlerindeki tuhaflığı fark etmişti. “Sana neden saldırdılar?” diye sordu. Zichen kısa bir sessizlikten sonra, “Bunun önemi yok, baba. Bana bunu yapan kadına haddini bildir!” dedi. Jiancheng’in bakışları sertleşti. “Ben kimseyi gerçeği öğrenmeden cezalandırmam.” Telefonu kapatıp şoförüne haber verdi. O sırada malikanede Xinyue hâlâ yaşlı Liu Yulan’ın yanında duruyor, ıslak omuzlarına bir şal sarıyordu. Zichen ise öfkeyle, “Babam geldiğinde ikiniz de burada diz çökeceksiniz!” dedi. Xinyue sakinçe ona baktı. “Baban gelince kimin diz çökeceğini birlikte görürüz.”

Yirmi dakika sonra büyük kapılar açıldı ve Guo Jiancheng içeri girdi. Zichen hemen ona doğru koştu. “Baba! İşte o kadın! Bana vurdu!” diye bağırarak Xinyue’yi gösterdi. Jiancheng birkaç adım ilerledi, sonra birden durdu. Xinyue’yi görünce yüzündeki öfke şaşkınlığa dönüştü. “Xinyue… sen burada ne yapıyorsun?” Zichen’in gözleri büyüdü. “Onu tanıyor musun?” Xinyue cevap vermeden Liu Yulan’ı öne çıkardı. Yaşlı kadının hâlâ ıslak kıyafetlerini gören Jiancheng’in yüzü buz kesti. “Yulan teyze, size ne oldu?” diye sordu. Zichen paniğe kapılıp araya girdi. “Baba, o sadece bir hizmetçi!” Jiancheng ağır ağır oğluna döndü. “Ne dedin sen?” Zichen’in sesi kısıldı. “Ben… sadece disiplin vermek istedim.” Xinyue gözlerini ondan ayırmadan konuştu: “Disiplin dediği şey, yaşlı bir kadının üzerine kirli su dökmek ve ona tokat atmaktı.”

Jiancheng’in çenesi gerildi. “Bu doğru mu?” diye sordu. Zichen hemen başını salladı. “Abartıyor! Bana saygısızlık yaptı.” Liu Yulan’ın gözleri doldu ama sesi sakindi. “Efendim, ben yalnızca neden böyle davrandığını sordum.” Jiancheng güvenlik müdürünü çağırdı. “Kameraları açın.” Zichen’in yüzü anında soldu. “Baba, buna gerek yok!” Jiancheng sertçe karşılık verdi: “Eğer masumsan neden korkuyorsun?” Büyük salondaki ekran açıldı. Görüntülerde Zichen’in kirli suyu yaşlı kadının üzerine fırlattığı, ardından ona tokat attığı açıkça görülüyordu. Salonda derin bir sessizlik oluştu. Jiancheng oğluna bakarak, “Bu evde sana güç verdim, insanları aşağılaman için değil,” dedi. Zichen öfkeyle, “Ben senin oğlunum!” diye bağırdı. Jiancheng’in cevabı gecikmedi: “Oğlum olman seni yaptıklarının sonuçlarından kurtarmaz.”

Tam o sırada Zichen parmağını Xinyue’ye çevirdi. “Peki ya o? Bana vurdu! Onu neden sorgulamıyorsun?” Jiancheng birkaç saniye sessiz kaldı. Xinyue öne çıktı. “Evet, ona vurdum. Çünkü bir yaşlıya yeniden vurmasına izin vermeyecektim. Bunun sorumluluğunu kabul ediyorum.” Zichen alaycı biçimde güldü. “Gördün mü baba? Kendisi itiraf etti!” Jiancheng ise oğluna yaklaşarak, “Sen hâlâ hiçbir şey anlamadın,” dedi. Sonra herkesin önünde Xinyue’ye döndü. “Seni yıllardır aileden uzak tutmamın nedeni bu kibirli ortamdan korumaktı.” Zichen donup kaldı. “Ne demek istiyorsun?” Jiancheng derin bir nefes aldı. “Xinyue benim rahmetli ağabeyimin kızı. Bu ailenin bir ferdi ve şirket grubunun yasal ortaklarından biri.” Zichen’in dudakları aralandı. Xinyue soğukça ekledi: “Ama bugün seni durdurmamın sebebi soyadım değildi. Yulan teyzenin insan olması yeterliydi.”

Zichen’in bütün özgüveni çöktü. “Baba, beni bir hizmetçi yüzünden mi herkesin önünde küçük düşüreceksin?” dedi. Jiancheng’in sesi daha da sertleşti. “Seni küçük düşüren ben değilim. Kendi davranışların.” Ardından avukatını çağırdı. “Zichen’in şirket yönetimindeki tüm yetkileri bugünden itibaren askıya alınacak.” Zichen şokla geri çekildi. “Bunu yapamazsın!” Jiancheng gözlerini kırpmadan cevap verdi: “Yapabilirim ve yapıyorum.” Liu Yulan telaşla, “Efendim, benim yüzümden aile dağılmasın,” dedi. Jiancheng başını ona çevirdi. “Hayır, Yulan teyze. Siz bu aileyi dağıtmadınız. Biz yıllardır onun kibirli davranışlarını görmezden gelerek bu noktaya gelmesine izin verdik.” Xinyue de sessizce ekledi: “Gerçek sevgi, yanlış yapan birini her seferinde korumak değildir.” Zichen yumruklarını sıktı ama artık tek kelime söyleyemiyordu.

Jiancheng oğluna son bir şans verdi. “Şimdi Liu Yulan’dan özür dile.” Zichen uzun süre direnerek yerdeki mermerlere baktı. Sonunda yaşlı kadının önüne geldi. “Ben… yaptığım şey için özür dilerim,” dedi isteksizce. Liu Yulan ona dikkatle baktı. “Benden korktuğun için mi, yoksa gerçekten anladığın için mi?” Zichen cevap veremedi. Xinyue araya girdi: “Özür yalnızca kelime değildir. Değişmediği sürece hiçbir anlamı yoktur.” Zichen’in gözleri ilk kez utançla doldu. “Haklısınız,” dedi daha alçak sesle. “Size hizmetçi olduğunuz için değersizmişsiniz gibi davrandım. Bunu geri alamam.” Liu Yulan yavaşça başını salladı. “İnsan hata yapabilir. Ama aynı hatayı kibirle savunursa karakterini gösterir.” Jiancheng hemen kararını açıkladı: “Altı ay boyunca şirketten uzak kalacaksın. Aile vakfının yaşlı bakım merkezinde sıradan bir çalışan gibi hizmet edeceksin. Orada sana kimsenin statüsüyle değer ölçülmediğini öğreneceksin.”

Aylar sonra aynı malikanenin büyük salonunda bambaşka bir manzara vardı. Zichen sade kıyafetlerle Liu Yulan’ın çayını taşıyor, eskisinden çok daha sessiz ve olgun görünüyordu. Yaşlı kadın gülümseyerek, “Bu kadar değişeceğini düşünmemiştim,” dedi. Zichen başını eğdi. “Ben de bir gün sizden af dilemek için gerçekten utanacağımı düşünmemiştim.” Xinyue yanlarına geldi. “Demek sonunda bir şey öğrendin?” Zichen hafifçe gülümsedi. “Evet. İnsanları aşağıda görmek için önce kendini çok yüksekte sanman gerekiyormuş.” Tam o sırada Jiancheng içeri girdi ve oğluna baktı. “Peki şimdi kendini nerede görüyorsun?” Zichen Liu Yulan’a, ardından Xinyue’ye baktı. “Onların üstünde değil. Yanlarında.” Jiancheng ilk kez gururla gülümsedi. Liu Yulan fincanını kaldırarak, “O halde geçmişi burada bırakalım,” dedi. Xinyue ise son sözü söyledi: “Paranın satın alamadığı tek şey saygıdır; onu ancak davranışlarınla kazanırsın.” O gün Guo ailesinin malikanesinde gerçek güç, servetin değil, insanlığa duyulan saygının yanında durmuştu.

Comments (0)

Loading comments...

063tnk-Tabuttaki Tek Gözyaşı Her Şeyi Değiştirdi… Annesi Neden Bu Kadar Korktu?
Mert’in sözleri, salonun ağır sessizliğini bir bıçak gibi kesti. Viktorya’nın yüzü bir anda bembeyaz oldu. Tabutun yanında bekleyen görevliler ne yapacaklarını bilemeden oldukları yerde kaldılar. Mert ise annesinin kolunu kararlı bir hareketle kendinden uzaklaştırarak Elif’in yanına döndü. “Hiç kimse bu tabuta yaklaşmayacak!” diye haykırdı. Viktorya oğluna bir şey söylemek istedi ama dudaklarından tek bir kelime bile çıkmadı. Salondaki insanlar birbirlerine bakarken fısıltılar giderek çoğaldı. Görevliler sonunda birkaç adım geri çekildi. Mert, titreyen ellerini Elif’in boynuna götürdü. Parmaklarıyla nabzını hissetmeye çalışıyordu. Tam o sırada Viktorya paniğe kapılarak oğlunun üzerine doğru atıldı. “Hayır! Sakın yapma!” Kadının çığlığı salondaki herkesi susturdu. Mert başını ağır ağır kaldırıp annesine baktı. “Neden bu kadar korktun?” Viktorya cevap vermek yerine gözlerini kaçırdı. Tam o sırada salonun girişinde bekleyen yaşlı aile doktoru kalabalığı yararak hızla yanlarına geldi. Kimse ne olduğunu anlayamadan doktor Elif’in durumunu kontrol etmeye başladı. Geçen birkaç saniye Mert’e saatler kadar uzun geldi. Doktor sonunda başını kaldırdı. “Çok zayıf… ama hâlâ bir nabız hissediyorum.” Mert’in bacakları bir anda güçsüzleşti. Neredeyse yere yığılacaktı. Viktorya ise birkaç adım geriye sendeledi. Salondan yükselen şaşkınlık çığlıkları birbirine karıştı. Mert, Elif’in elini iki avucunun arasına aldı. “Dayan Elif. Seni burada bırakmayacağım.” Kısa süre içinde sağlık ekipleri olay yerine ulaştı. Elif hemen ambulansa taşındı. Viktorya ise kimsenin dikkatini çekmeden salonun kapısına doğru ilerlemeye başladı. Fakat tam kapıdan çıkmak üzereyken arkasında Mert’in sert sesi duyuldu. “Anne… sakın bir adım daha atma.” Viktorya olduğu yerde kaldı. Mert’in yüzündeki acı artık yerini bambaşka bir ifadeye bırakmıştı. Gözlerinde yalnızca yas yoktu. Annesinin sakladığı gerçeği ortaya çıkarmaya kararlı bir insanın bakışları vardı. Elif özel hastaneye götürüldüğünde doktorlar ilk incelemelerin sonuçlarını açıkladı. Genç kadın, normal dozun çok üzerinde verilen güçlü sakinleştiricilerin etkisiyle ölüm görüntüsü veren derin bir bilinçsizlik hâline sokulmuştu. Bu açıklama Mert’in içindeki şüpheleri daha da büyüttü. Kısa süre sonra polis de hastaneye geldi. Mert, annesine dönerek doğrudan sordu: “Elif’e bunu kim yaptı?” Viktorya yine sessiz kaldı. Ancak polislerin olay gecesine ait güvenlik kameralarını inceleyeceğini söylemesiyle kadının elleri titremeye başladı. Kamera görüntülerinde önemli bir ayrıntı ortaya çıktı. Viktorya, olaydan bir gece önce Elif’in odasına girmişti. Bir süre sonra ise elinde doktor çantasını andıran büyük bir çanta bulunan, kimliği henüz belirlenemeyen bir adam aynı koridorda görülmüştü. Mert görüntüleri izlerken gözleri doldu. Annesine dönüp güçlükle konuştu: “Bunu neden yaptın? Onu neden öldürmek istedin?” Viktorya’nın direnci sonunda kırıldı. “Onu öldürmek istemedim,” diye fısıldadı. “Sadece bir süre herkesin gözünden uzak kalmasını istedim.” Fakat gerçek, bundan çok daha karanlıktı. Elif, son günlerde aile şirketinin hesaplarını incelemiş ve Viktorya’nın yıllar boyunca şirketten gizlice para çektiğini fark etmişti. Üstelik elinde bu işlemleri kanıtlayan belgeler vardı. Elif’in ertesi sabah bu belgeleri Mert’e göstereceğini öğrenen Viktorya paniğe kapılmıştı. Bu yüzden sahte bir ölüm raporu hazırlanmasını sağlamış ve Elif’in bilincini bastıracak ilaçların verilmesi için aile doktorundan yardım almıştı. Planı basitti. Herkes Elif’in öldüğüne inanacak, cenaze tamamlandıktan sonra ise ceset başka bir yere götürülecekti. Mert, annesinin anlattıklarını duydukça yüzündeki acı daha da derinleşti. “Ben karımı kaybettiğimi düşünüp yıkılırken… sen yanımda duruyordun.” Viktorya başını yere eğdi. Artık kendisini savunabileceği hiçbir söz kalmamıştı. Saatler sonra hastanede beklenmedik bir gelişme yaşandı. Elif’in parmakları hafifçe kıpırdadı. Mert hemen yatağının yanına koştu. Bir süre sonra Elif göz kapaklarını güçlükle araladı. Sesi neredeyse duyulmayacak kadar zayıftı. “Mert…” “Buradayım.” Elif birkaç saniye nefesini toparlamaya çalıştı. “Annenin ne yaptığını biliyorum.” Mert onun elini dudaklarına götürdü. “Artık güvendesin.” Elif’in gözlerinden yaşlar süzüldü. “Belgeler… çalışma odamda. Hepsini oraya sakladım.” Mert o anda her şeyin sonuna kadar ortaya çıkacağını anladı. Polisler çalışma odasında yaptıkları aramada belgeleri buldu. Gizli banka hesapları, para transferleri, tehdit içerikli mesajlar ve ödeme kayıtları Viktorya’nın yıllardır yürüttüğü gizli düzeni gözler önüne seriyordu. Olayın içinde bulunan doktor da kısa süre içinde gözaltına alındı. Viktorya kelepçelenerek götürülürken son kez oğluna baktı. “Ben bunların hepsini ailemizi korumak için yaptım.” Mert annesinin gözlerinin içine baktı. “Aile, sevdiklerini korur. Onları canlıyken tabuta koymaya çalışmaz.” Viktorya hiçbir şey söylemeden başını eğdi. Aradan aylar geçti. Elif sağlığına tamamen kavuştu. Mert şirketin yönetim yapısını değiştirdi ve yıllar boyunca kaybolan paraların peşine düşerek hukuki süreci başlattı. Ailenin yıllardır gizlenen hesapları, yapılan usulsüzlükler ve saklanan gerçekler birer birer ortaya çıktı. Bir akşam Mert ile Elif birlikte yürürken bir mezarlığın önünde durdular. Elif, Mert’in elini sıkıca tuttu. “Eğer o gün beni fark etmeseydin… bugün burada olmazdım.” Mert hiçbir şey söylemeden ona sarıldı. İkisi bir süre sessizce yan yana durdu. O gün yaşanan korkunç olay geride kalmıştı. Ama Mert için bir gerçek sonsuza kadar değişmeyecekti: Bazen bir insanın hayatını kurtaran şey, yalnızca sevgi değil… herkesin ölüm sandığı anda gerçeğin peşinden gitme cesaretidir.