03TNK-“Çocuğun Hâlâ Yaşıyor!” Dedi… Babanın Dünyası Bir Anda Yıkıldı!

Kerem’in dizlerinin bağı çözülür gibi oldu. Parçalanmış tabuta doğru bir adım attı, sonra Elif’e döndü. “Bana gerçeği söyle… Çocuğum nerede?” diye fısıldadı. Elif baltayı yavaşça yere bıraktı ve titreyen elleriyle tabutun içindeki beyaz kumaşı çekti. Kumaşın altında küçük bir oksijen tüpü, kesilmiş bir hastane bilekliği ve sakinleştirici ilaçlara ait boş bir kutu vardı. Salondaki herkes nefesini tuttu. Elif gözyaşlarını silmeden, “Bu bir cenaze değil, Kerem Bey. Bu bir kaçırma planı,” dedi. Kerem’in bakışları dondu. Tam o anda arkadan bir çanta yere düştü. Nermin Hanım kaçmaya çalışıyordu. Kerem başını ağır ağır ona çevirdi. “Nermin… neden kaçıyorsun?” Nermin’in yüzündeki korku artık saklanamayacak kadar açıktı.
Kapıya yönelen Nermin’i iki aile yakını durdurdu. Kerem öfkeyle üzerine yürüdü ama Elif kolunu kaldırarak onu durdurdu. “Hayır! Önce çocuğunuzu kurtarın!” diye bağırdı. Nermin bir anda sesini yükseltti: “Bu hizmetçinin yalanlarına mı inanacaksın?” Elif cebinden küçük bir telefon çıkardı. “O zaman kendi sesinizi dinleyin,” dedi ve kaydı açtı. Sessiz salonda Nermin’in sesi yankılandı: “İlaç dozunu artırın. Nabzı zayıflayınca öldü sanacaklar. Gece olmadan şehir dışına çıkarın.” Kerem’in yüzündeki bütün renk çekildi. Nermin çığlık attı: “Kapat şunu!” Elif telefonu göğsüne bastırdı. “Siz bir çocuğun ölümünü sahnelediniz!” Kerem dişlerini sıkarak, “Neden?” diye sordu. Nermin sustu. Kerem bu kez daha sert bağırdı: “NEDEN?!”
Nermin sonunda kendini kaybetti. “Çünkü o çocuk yaşadığı sürece hiçbir şey bana kalmayacaktı!” diye haykırdı. Salondaki insanlar şokla birbirlerine baktılar. Kerem sanki tokat yemiş gibi geri çekildi. Nermin’in yıllardır aile servetini kontrol etmek istediği, Kerem’in çocuğunun ise miras düzeninin merkezinde olduğu ortaya çıktı. Nermin titreyerek devam etti: “Onu öldürmedim! Sadece herkes öldüğünü sansın istedim. Sonra uzak bir yere gönderilecekti.” Kerem’in gözlerinden yaşlar süzüldü. “Bir çocuğun annesinden, babasından koparılmasını ölümden farklı mı sanıyorsun?” dedi. Nermin, “Ben bu aileyi koruyordum!” diye bağırınca Elif acıyla güldü. “Hayır. Siz sadece parayı koruyordunuz.” Kerem yumruğunu sıktı ama kendini tuttu. “Çocuğum nerede, Nermin?”
Nermin cevap vermemekte direndi. O sırada Elif, “Ben biliyorum,” dedi. Kerem şaşkınlıkla ona döndü. Elif, cenazeden birkaç saat önce Nermin’in şoförünü takip ettiğini, çocuğun Sarıyer’deki gizli bir özel kliniğe götürüldüğünü anlattı. “Yaşıyordu. Gözlerini açmaya çalışıyordu. Ama beni görünce kapıyı kilitlediler,” dedi. Kerem hemen telefonunu çıkardı. “Polisi arayın. Kliniğin adresini ver!” diye emretti. Nermin çaresizlik içinde bağırdı: “Oraya gidersen her şeyi mahvedersin!” Kerem ona döndü. “Mahvolacak bir şey kaldığını mı sanıyorsun?” Elif adresi söylerken Kerem güvenlik ekibine, “Kimse bu binadan çıkmayacak,” dedi. Sonra Nermin’in karşısına geçti. “Çocuğuma bir şey olduysa…” Nermin korkuyla, “Olmadı!” diye atıldı. Kerem’in gözleri parladı. “Demek gerçekten hâlâ yaşıyor.”
Dakikalar sonra Kerem kliniğin kapısını açarak içeri girdi. Elif de arkasındaydı. Küçük, karanlık bir odada monitörün düzenli sesi duyuluyordu. Yatağın üzerinde çocuk hareketsiz yatıyordu ama göğsü yavaşça inip kalkıyordu. Kerem’in bütün gücü bir anda yok oldu. Yatağın yanına çöktü, küçük eli iki avucunun arasına aldı. “Ben geldim… Baban burada,” diye ağladı. Birkaç saniye hiçbir şey olmadı. Sonra küçük parmaklar hafifçe kıpırdadı. Kerem nefesini tuttu. Çocuğun gözleri yavaşça açıldı ve çok zayıf bir ses duyuldu: “Baba…” Kerem başını yatağa yaslayarak hıçkırdı. “Evet… Buradayım. Bir daha seni kimse benden alamayacak.” Elif kapının yanında ağlarken çocuk gözlerini ona çevirdi. “Elif…” diye fısıldadı. Kerem şaşkınlıkla baktı. Elif, “Seni bırakmayacağıma söz vermiştim,” dedi.
Polisler kısa süre sonra Nermin’i ve plana yardım eden iki kişiyi gözaltına aldı. Nermin kliniğin koridorunda Kerem’i görünce son kez direnmeye çalıştı. “Ben senin ailendenim! Bunu bana yapamazsın!” diye bağırdı. Kerem sakin ama buz gibi bir sesle cevap verdi: “Aile, tabut hazırlayıp bir çocuğu saklamaz.” Nermin ağlamaya başladı. “Beni affet, Kerem!” Kerem başını salladı. “Affetmek benim kararım olabilir. Ama yaptıklarının hesabını vermemek senin kararın değil.” Polisler onu götürürken Elif sessizce kenarda durdu. Kerem ona yaklaşıp, “Bugün herkes sustu. Bir tek sen gerçeğin peşinden gittin,” dedi. Elif gözlerini indirdi. “Ben sadece çocuğu kurtarmak istedim.” Kerem’in sesi kırıldı: “Hayır, Elif. Sen benim çocuğumu kurtardın… ve beni hayatımın en büyük yalanından uyandırdın.”
Haftalar sonra aynı malikânede bu kez cenaze çiçekleri değil, bahçeyi dolduran beyaz bahar çiçekleri vardı. Çocuk tamamen iyileşmiş, bahçede Elif’in yanında gülerek koşuyordu. Kerem kapıdan onları izledi ve uzun zaman sonra ilk kez huzurla gülümsedi. Elif’e yaklaşarak bir zarf uzattı. Elif şaşırdı. “Bu nedir?” Kerem, “İstifa mektubun,” dedi. Elif’in yüzü düştü. Kerem hemen gülümsedi. “Çünkü artık bu evde hizmetçi olarak çalışmayacaksın. Çocuğumun hayatını kurtaran insana hizmetçi muamelesi yapamam.” Elif’in gözleri doldu. Çocuk koşup ikisinin ellerini tuttu. “Elif gitmeyecek, değil mi?” diye sordu. Kerem diz çöküp çocuğuna sarıldı. “Hayır. Bundan sonra bu evde korkuyla değil, sevgiyle yaşayan insanlar kalacak.” Elif ağlayarak gülümsedi. Kerem başını kaldırıp ona baktı. “O tabutu kırdığın gün ailemizi parçalamadın, Elif… bizi yeniden hayata döndürdün.”
Comments (0)
Loading comments...

















