Logo

036tnk-“Fakir” Diye Aşağıladı… Ferrari Açılınca Yüzü Bembeyaz Oldu!

Article image

Ferrari’nin kilit sesi havuzu çevreleyen sessizliği bıçak gibi kesti. Liang Wei’nin yüzündeki kibir donarken Chen Yu kapıyı açtı, sonra sakinçe ona döndü ve gözlerini kaçırmadı.

Mei Xin’in eli Liang’ın kolundan yavaşça çekildi. Az önce kahkahalar atan konuklar birbirlerine bakıyor, kimse Chen Yu’nun karşısında artık tek kelime etmeye cesaret edemiyordu.

Liang boğazını temizleyip gülmeye çalıştı. “Bu sadece bir araba. Belki kiraladın.” Sesi sert çıkmak istese de son kelimede belirgin biçimde titredi ve kalabalık bunu fark etti.

Chen Yu cebinden hiçbir anahtar çıkarmadan sürücü koltuğuna oturdu. Ekranda kendi adı belirdi. “Hâlâ kiralık olduğunu mu düşünüyorsun?” diye sordu, sesi şaşırtıcı derecede sakindi.

Kalabalığın içinden yaşlı bir iş insanı hızla öne çıktı. Chen’i görünce saygıyla başını eğdi. “Bay Chen, sizi bu gece burada göreceğimizi gerçekten bilmiyorduk.”

Liang’ın gözleri büyüdü. Adamı tanıyordu; babasının şirketine kredi sağlayan dev grubun yönetim kurulu başkanıydı. Bir anda Liang’ın yüzündeki bütün renk tamamen çekildi.

Liang hemen tavrını değiştirdi. “Yanlış anlaşıldı, sadece şakalaşıyorduk.” Chen kapıyı kapattı ve soğukça cevap verdi: “Birini aşağılamak şaka değildir, Liang. Bunu sen de biliyorsun.”

Mei Xin bu kez Liang’dan tamamen uzaklaştı. “Bize onun vale olduğunu sen söyledin.” Liang öfkeyle fısıldadı: “Şimdi sus, Mei.” Ama sesi artık kimseyi korkutmuyordu.

Chen Yu kalabalığa baktı. “Bir insanın değerini kıyafetiyle, maaşıyla ya da arabasıyla ölçüyorsanız, bu gece burada asıl yoksul olanın kim olduğunu hepiniz gördünüz.”

Kimse gülmedi. Az önce Chen’le alay eden iki kadın utançla gözlerini indirdi. Liang ise bakışlarını kaçırıyor, kendisini kurtaracak yeni bir bahane bulmaya çalışıyordu.

Tam o sırada parti sahibinin telefonu çaldı. Ekrana baktı, sonra Liang’a döndü. “Baban seni arıyor. Oldukça öfkeli görünüyor.” Kalabalık yeniden Liang’a çevrildi.

Liang telefonu aldı. Babasının sesi hoparlörden patladı: “Chen Yu’ya ne yaptın? O, yarınki yatırım anlaşmamızın tek karar vericisi! Sakın bana yine rezalet çıkardığını söyleme!”

Liang’ın eli titredi. “Baba, ben bilmiyordum.” Karşıdan sert cevap geldi: “Sorun da bu! Kim olduğunu bilmeden insanlara nasıl davrandığın, senin kim olduğunu gösteriyor!”

Telefon kapandı. Havuz kenarına ağır bir sessizlik çöktü. Liang ilk kez gerçekten küçülmüş görünüyordu; ailesinin servetinin onu bu utançtan koruyamayacağını sonunda açıkça anlamıştı.

Liang Chen’e yaklaşıp başını eğdi. “Özür dilerim. Lütfen anlaşmayı bozma.” Chen’in bakışları değişmedi. “Özrün bana değil, gücün yettiği için aşağıladığın herkese olmalı.”

Liang çevresindeki konuklara baktı. Az önce onu alkışlayanlar şimdi sessizdi. Gururunu yutup, “Davranışım yanlıştı. Hepinizden özür dilerim,” dedi; sesi ilk kez samimiydi.

Chen başını hafifçe salladı. “Para insanı büyük yapmaz. Güç sahibi olduğunda karşındaki kişiye nasıl davrandığın, gerçekte kim olduğunu herkesten önce ortaya çıkarır.”

Mei Xin sessizce uzaklaşırken Liang Ferrari’nin kaputuna baktı. Birkaç dakika önce statüsünün simgesi sandığı o araba, şimdi herkesin gözünde onun kibirinin mezar taşı gibiydi.

Chen motoru çalıştırdı. Derin Ferrari sesi geceyi doldururken konuklar iki yana çekildi. Liang’ın önünden geçerken camı indirip ona son kez baktı ve konuştu.

“Bir dahaki sefere karşındaki insanın kim olduğunu değil, insan olduğunu hatırla.” Ferrari uzaklaştı; Liang ise herkesin önünde sessizce kaldı, kibri kırılmış, dersini sonunda öğrenmişti.

Comments (0)

Loading comments...

054tnk-Yağmur Altında Kayınvalidesini Evden Kovdu… Ama Küçük Elif Her Şeyi Gördü
Kerem telefonu kapattığı anda bavulunu yere bıraktı, havaalanından çıkıp şoförünü aradı. “Arabayı kapıya getir. Hemen eve dönüyorum.” Sesi sakin ama korkutucu derecede kararlı ve kesindi. Bu sırada Fatma Hanım yağmur altında ıslanmış fotoğrafı avuçlarına aldı. Titreyen dudaklarıyla, “Oğlum bunu görseydi çok üzülürdü,” diye fısıldadı ve dağılan eşyalarını sessizce toplamaya çalıştı. Elif kapının arkasından koşarak dışarı çıkmak istedi, fakat Fatma ona uzaktan seslendi: “Hayır yavrum, içeride kal. Üşütmeni istemem.” Küçük kız gözyaşlarıyla çaresizce başını yavaşça salladı. Selin kapıyı kapatmaya hazırlanırken uzaktan siyah bir aracın farları göründü. Yüzündeki küçümseme bir anda silindi; çünkü direksiyondan hızla inenin Kerem olduğunu hemen büyük korkuyla anladı. Kerem yağmurun içine hiç tereddüt etmeden yürüdü, önce annesini yerden kaldırdı, sonra ceketini omuzlarına örttü. “Anne, sana bunu kim yaptı?” diye titreyen bir sesle sordu. Fatma cevap vermeden gözlerini Selin’e çevirdi. Kerem bakışını takip etti ve her şeyi anladı. Elif kapıda ağlayarak, “Baba, hepsini ben gördüm,” diye yüksek sesle söyledi. Selin panikle yaklaştı. “Kerem, yanlış anladın. Annen gitmek istedi.” Kerem hiç bağırmadı. “Yedi yaşındaki kızım bile gerçeği söylemeye senden daha çok cesaret ediyor bu gece.” Selin’in yüzü bembeyaz oldu. Kerem yağmurda dağılmış kıyafetlere, çamurdaki aile fotoğrafına ve annesinin titreyen ellerine baktı. İçindeki öfke artık sessiz ama dayanılmaz bir ağırlığa dönüşmüştü. Kerem fotoğrafı yerden aldı, dikkatle temizledi ve annesine uzattı. “Bu evde sana ait olmayan tek şey aşağılanmak. Sen bu ailenin annesisin, hiçbir zaman yükü değilsin.” Fatma’nın gözlerinden yaşlar aktı. Selin ise son bir kez savunmaya çalıştı: “Ben sadece düzeni korumak istedim.” Kerem cevap verdi: “Zulüm düzen değildir, Selin. Asla olmadı.” Kerem ardından güvenlik görevlilerini çağırdı. “Annemin eşyalarını içeri taşıyın. Selin’in valizlerini hazırlayın.” Selin şaşkınlıkla geri çekildi. “Beni mi kovuyorsun?” diye titreyen sesiyle gerçekten inanamayarak sordu. Kerem gözlerini ondan ayırmadan, “Annem bu evden bir daha asla kovulmayacak. Ama ona bunu yapan kişi burada kalamaz,” dedi. Koridorda uzun, ağır bir sessizlik oluştu. Selin, Elif’e bakıp merhamet aradı. Küçük kız babasının elini tuttu ve sessizce, “Büyükanne burada kalacak, değil mi?” diye sordu. Kerem diz çöküp kızına sıkıca sarıldı. “Evet,” dedi Kerem. “Büyükanne artık yalnız kalmayacak.” Fatma onları izlerken ilk kez gülümsedi; yağmur hâlâ yağıyordu ama evin içindeki soğukluk o anda tamamen kırılıp dağıldı. Selin’in valizleri kapıya getirildiğinde kimse ona hakaret etmedi. Fatma bile yalnızca, “Umarım bir gün insanları paralarıyla değil kalpleriyle değerlendirirsin,” dedi ve sessizce arkasını dönüp içeri yürüdü. Selin başını eğdi. İlk kez verecek cevabı yoktu. Kerem kapıyı açıp, “Bu gece annemin yaşadığı çaresizliği anlamanı istiyorum. Git ve yaptığını uzun uzun düşün,” dedi. Ertesi sabah Kerem, annesi için evin en güzel odasını hazırlattı. Elif yatağın üzerine kurtardıkları aile fotoğrafını koydu. “Artık bu fotoğraf yağmurda kalmayacak,” diyerek sevinçle gülümsedi. Fatma oğlunun elini tuttu. “Seni eşinle karşı karşıya getirmek istemezdim.” Kerem başını salladı. “Beni sen getirmedin anne. Onun yaptığı seçim hepimizi buraya kadar sürükleyip getirdi.” Günler sonra Selin geri dönüp özür dilemek istedi. Fatma onu dinledi, fakat hemen affetmedi. “Özür başlangıçtır,” dedi. “Değiştiğini zaman gösterecek. Güven yalnızca sözle geri gelmez.” O günden sonra Kerem evde tek bir kural koydu: kimse kimseyi aşağılamayacaktı. Fatma, Elif’le aynı masada otururken huzurla gülümsedi; aile sonunda yeniden gerçek bir aile olmuştu.