033tnk-arabı Yüzüne Fırlattı… Ama Aşağıladığı Kadının Kim Olduğunu Öğrenince Dondu!

Luo Zhengting’in son cümlesi taş terasa buz gibi çökerken Qin Meiyu’nun yüzündeki kibir bir anda silindi. Anran hâlâ şarap içindeki elbisesiyle babasının arkasında duruyordu; ama artık gözlerinde utanç değil, sessiz bir güç vardı. Meiyu geri çekilip titreyen bir sesle, “Bay Luo… ben onun sizin kızınız olduğunu bilmiyordum,” dedi. Zhengting gözlerini ondan ayırmadan cevap verdi: “Bilseydiniz yapmayacaktınız, öyle mi? O halde pişmanlığınız yaptığınızdan değil, kime yaptığınızı öğrenmenizden.” Konukların fısıltıları yükseldi. Meiyu hemen Anran’a döndü. “Anran, bu bir yanlış anlaşılmaydı.” Anran soğukkanlılıkla, “Hayır. Beni kimse sanmanız yanlış değildi. Bana insan değilmişim gibi davranmanız sizin seçiminizdi,” dedi.
Meiyu’nun yanında duran birkaç sosyetik kadın yavaşça ondan uzaklaşmaya başladı. Birkaç dakika önce kahkahalarla Anran’ın aşağılanmasını izleyenler şimdi gözlerini yere indiriyordu. Meiyu bunu görünce paniğe kapıldı. “Zhengting, yıllardır aynı çevredeyiz. Bir kadeh şarap yüzünden her şeyi büyütmeye gerek yok,” dedi. Zhengting’in bakışları sertleşti. “Bir kadeh şarap mı?” diye sordu. Ardından masadaki şarap lekeli peçeteyi kaldırdı. “Kızımın yüzüne şarap attınız, elbisesindeki lekeyi bilerek yaydınız, bileğini tuttunuz ve onu herkesin önünde küçük düşürdünüz.” Meiyu’nun sesi inceldi: “Özür dilerim!” Anran sakin bir şekilde araya girdi: “Benden değil. Burada daha önce aşağıladığınız herkesten özür dilemeniz gerekiyor.”
Tam o anda yaşlı bir garson kadın kalabalığın arasından tereddütle öne çıktı. Yüzünde korku vardı. “Bay Luo… konuşabilir miyim?” diye sordu. Meiyu’nun yüzü daha da soldu. “Sus!” diye bağırdı. Zhengting tek bakışıyla onu susturdu. “Konuşun.” Garson derin bir nefes aldı. “Bayan Qin bunu ilk kez yapmıyor. Geçen ay bir servis görevlisini herkesin önünde tokatladı. Ondan önce de genç bir çalışanı diz çöktürüp özür dilemeye zorladı.” Meiyu öfkeyle, “Yalan söylüyor!” dedi. Anran telefonlarını hâlâ kayıt yapan konuklara baktı. “O zaman görüntüler konuşsun.” Genç bir davetli telefonu kaldırarak, “Bu gece olanların tamamını kaydettim,” deyince Meiyu’nun elleri titremeye başladı.
Meiyu bir anda Zhengting’e yaklaşıp sesini alçalttı. “Ne istiyorsunuz? Para mı? Bağış mı? Vakfınıza istediğiniz miktarı aktarırım.” Kalabalık buz kesti. Zhengting başını hafifçe yana eğdi. “Siz gerçekten her şeyin satın alınabileceğini düşünüyorsunuz.” Meiyu çaresizce, “Ailemizin şirketleri sizin fonlarınızla yıllardır çalışıyor. Beni toplum önünde yok ederseniz birçok anlaşma zarar görür,” dedi. Zhengting’in cevabı gecikmedi: “O anlaşmalar bu gece zaten bitti.” Meiyu’nun ağzı açık kaldı. “Bunu yapamazsınız!” Zhengting sakince, “Kendi paranızla istediğiniz kadar kibir satın alabilirsiniz. Ama benim adımı kullanarak insanları ezme ayrıcalığını artık satın alamazsınız,” dedi. Ardından asistanına döndü: “Qin ailesiyle yürütülen bütün ortaklıkları sabah yönetim kuruluna taşıyın.”
Anran bir süre babasına baktı, sonra beklenmedik şekilde öne çıktı. “Baba, dur.” Herkes şaşkınlıkla ona döndü. Meiyu’nun gözlerinde bir anlık umut belirdi. “Anran… merhamet göstereceğini biliyordum,” dedi. Anran yavaşça şarap lekeli saçlarını yüzünden çekti. “Beni yanlış anladınız. Sizi kurtarmak için durdurmadım.” Sonra garsonlara ve çalışanlara baktı. “Bu gece burada çalışan herkesin önünde özür dileyeceksiniz.” Meiyu dişlerini sıktı. “Benden bunu isteyemezsin.” Anran’ın sesi yükselmedi. “Biraz önce bana ‘Burada senden korkan kimse yok’ demiştiniz. Şimdi görüyorum ki siz herkesten korkuyorsunuz.” Konuklar sessizleşti. Meiyu sonunda başını eğdi ve güçlükle, “Davranışım için… hepinizden özür diliyorum,” dedi.
Fakat Anran henüz bitirmemişti. “Bir de benden özür dileyeceksiniz. Ama babamın kızı olduğum için değil.” Meiyu gözlerini kapatıp derin nefes aldı. “Seni aşağıladığım için özür dilerim.” Anran hemen sordu: “Neden?” Meiyu cevap veremedi. Zhengting sessizce izliyordu. Uzun bir sessizlikten sonra Meiyu’nun sesi kırıldı. “Çünkü seni değersiz sandım.” Anran ona doğru bir adım attı. “İşte asıl sorun buydu. Ben gerçekten fakir, kimsesiz veya davetsiz biri olsaydım yaptıklarınız haklı mı olacaktı?” Meiyu’nun gözlerinden ilk kez yaşlar süzüldü. “Hayır.” Anran başını salladı. “O zaman bugün öğrendiğiniz şey benim kim olduğum değil. İnsanların soyadları olmadan da saygıyı hak ettiğidir.”
Zhengting kızının omuzlarına ceketini koydu ve kalabalığa döndü. “Bu gecenin bağış programı devam edecek,” dedi. “Ama Qin ailesinin bağışı kabul edilmeyecek. Onun yerine aynı miktarı ben, burada yıllardır görünmezmiş gibi davranılan çalışanların eğitim fonuna bağışlayacağım.” Alkışlar yavaşça başlayıp bütün terasa yayıldı. Meiyu gözyaşları içinde çıkışa yönelirken Anran’ın yanında durdu. “Bir gün beni affeder misin?” diye sordu. Anran kısa bir sessizlikten sonra, “Affetmek mümkün olabilir. Unutmak değil. Değiştiğinizi sözleriniz değil, bundan sonra güçsüz gördüğünüz insanlara nasıl davrandığınız gösterecek,” dedi. Meiyu başını eğerek uzaklaştı. Zhengting kızına dönüp, “İyi misin?” diye sordu. Anran babasının koluna girip hafifçe gülümsedi: “Şimdi iyiyim. Çünkü bu gece herkes, insanın değerini elbisesinin, parasının ya da ailesinin belirlemediğini gördü.” Gölün üzerinde fenerlerin ışıkları titreşirken baba kız birlikte terasa döndü; birkaç dakika önce aşağılanan Anran artık alkışların arasında dimdik yürüyordu.
Comments (0)
Loading comments...
















