Logo

032tnk-Düğüne Siyahlar İçinde Geldi… Boynundaki Kolye Gelinin Yalanını Ortaya Çıkardı!

Article image

Salonun içindeki fısıltılar bir anda uğultuya dönüştü. Gu Chen, Su An’ın elini bırakmadan Shen Lihua’ya baktı. “Gerçek gelinim o,” sözleri hâlâ herkesin kulağında çınlıyordu. Shen Lihua’nın yüzü bembeyaz kesilmişti, ama birkaç saniye sonra yeniden kendini toparlamaya çalıştı. “Yalan söylüyorsun! O kadın aylar önce ortadan kayboldu. Sen bile öldüğünü sandın!” diye bağırdı. Su An’ın gözlerinden yaşlar süzüldü. “Ben kaybolmadım… beni sen ortadan kaldırdın.” Salondaki herkes sustu. Gu Chen başını yavaşça Shen Lihua’ya çevirdi. “Ne demek istiyor?” diye sordu. Su An titreyen parmaklarıyla mavi kolyeyi tuttu. “Düğünümüzden üç gün önce beni kaçıran adamlar onun adını söylediler.” Shen Lihua hemen araya girdi: “İftira!” Fakat Gu Chen’in bakışları artık yalnızca öfke taşıyordu.

Gu Chen bir adım ilerledi. “O halde neden bu kolyeyi gördüğün anda paniğe kapıldın?” Shen Lihua cevap veremedi. Tam o anda kolyenin safir taşı yeniden parladı. Soğuk mavi ışık salonun mermer duvarlarına yayıldı ve taşın içinde yeni bir görüntü belirdi: karanlık bir odada Shen Lihua, iki adama kalın bir zarf uzatıyordu. Görüntüdeki sesi herkes duydu: “Onu öldürmeyin. Sadece Gu Chen’in bir daha bulamayacağı bir yere götürün.” Konuklardan biri dehşetle, “Bu Shen Hanım’ın sesi!” diye haykırdı. Shen Lihua geriye çekildi. “Bu gerçek değil! Bir numara!” Gu Chen sertçe karşılık verdi: “Az önce kolyeyi parçalamaya çalışmanın sebebi de bu muydu?” Su An fısıldadı: “Bu kolye yalnızca sevgiyi değil, sahibine yapılan ihaneti de saklıyor.”

Shen Lihua bir anda öfkeyle Su An’a doğru atıldı. “Sen benim hayatımı çaldın!” diye bağırdı. Gu Chen hemen önüne geçti. “Hayır. Onun hayatını çalan sendin.” Ardından güvenliğe dönerek, “Kapıları kapatın. Kimse çıkmayacak,” dedi. Shen Lihua’nın gözlerinde ilk kez gerçek korku belirdi. Sonunda dayanamayarak haykırdı: “Evet! Onu gönderdim! Çünkü sen onunla evlenirsen Gu ailesinin bütün mirası ona geçecekti!” Gu Chen’in yüzü dondu. “Demek mesele para.” Shen Lihua acı bir kahkaha attı. “Para mı? Otuz yıl boyunca ailen için çalıştım. Baban öldüğünde şirketi ben ayakta tuttum!” Gu Chen soğukça cevap verdi: “Bu sana benim hayatımı satın alma hakkı vermedi.” Su An gözlerini kaldırdı. “Peki beni neden öldürmedin?” Shen Lihua sustu.

Uzun sessizliğin ardından Shen Lihua’nın sesi çatladı. “Çünkü öldürmeye cesaret edemedim.” Sonra Su An’a bakarak devam etti: “Seni uzak bir kliniğe kapattım. Hafızanı bastıracak ilaçlar verdiler. Gu Chen’e ise aracının nehre düştüğünü söyledim.” Gu Chen yumruklarını sıktı. “Ben aylarca onun cesedini aradım!” Shen Lihua bağırdı: “Ve sonunda vazgeçtin!” Gu Chen başını salladı. “Hayır. Hiç vazgeçmedim.” Su An ağlayarak, “Her gece kim olduğumu hatırlamaya çalışıyordum. Hatırladığım tek şey yüzündü,” dedi. Gu Chen ona döndü. “Peki nasıl kaçtın?” Su An kolyeyi gösterdi. “Bir gece taş yeniden parladı. Senin bana kolyeyi taktığın anı gördüm. Adını hatırladım. Sonra kaçtım.” Gu Chen’in gözleri doldu. “Ve tam düğün günü beni buldun.”

Shen Lihua hâlâ son bir kozunun olduğuna inanıyordu. Çantasından belgeler çıkarıp yere fırlattı. “Bu evlilik duramaz! Gu Chen benimle evlenmek zorunda. Şirket hisselerinin birleşmesi için sözleşme imzalandı!” Gu Chen belgeleri yerden alıp tek tek inceledi. Sonra sakin bir şekilde gülümsedi. “Ben bu sözleşmeyi hiç imzalamadım.” Shen Lihua dondu. “Ne?” Gu Chen telefonunu çıkararak hukuk danışmanını aradı. “Belgelerdeki imzaları ekrana yansıt.” Birkaç saniye sonra dev salondaki ekranda sahte imzalar ve banka transferleri belirdi. Danışmanın sesi duyuldu: “Sahtecilik, adam kaçırma ve şirket fonlarını kötüye kullanmaya ilişkin kanıtlarımız tamamlandı.” Shen Lihua çığlık attı: “Bunu bana yapamazsın!” Gu Chen cevap verdi: “Ben yapmadım. Kendi yaptıkların seni buraya getirdi.”

Polisler salona girdiğinde Shen Lihua’nın bütün ihtişamı yok olmuştu. Bileklerine kelepçe takılırken Su An’a döndü. “Kazandığını mı sanıyorsun? Gu ailesi seni asla kabul etmeyecek!” Su An gözyaşlarını sildi ve ilk kez korkmadan doğruldu. “Ben Gu ailesine kabul edilmek için dönmedim. Çalınan hayatımı geri almaya geldim.” Gu Chen onun yanına geçti. “Ve bundan sonra kimse onu senden alamayacak.” Shen Lihua götürülürken son kez bağırdı: “Gu Chen! Ben senin için her şeyi yaptım!” Gu Chen arkasından bakmadan cevap verdi: “Sevgi insanı hapsetmez, yalan söylemez ve yok etmeye çalışmaz.” Salon sessizliğe gömüldü. Birkaç konuk başını utançla eğdi. Su An ise yıllardır ilk kez omuzlarındaki ağırlığın hafiflediğini hissetti.

Gu Chen daha sonra düğün sahnesine çıktı, mikrofonu eline aldı ve bütün süslemelere baktı. “Bu gece burada planlanan düğün olmayacak,” dedi. Konuklar birbirine baktı. Su An şaşkınlıkla, “Gu Chen…” diye fısıldadı. Gu Chen merdivenlerden inip onun önünde durdu. “Sana kaybettiğimiz yılları geri veremem. Ama bundan sonraki tek bir gününü bile yalan üzerine kurmak istemiyorum.” Ardından diz çöktü. “Su An, bugün benimle evlenmeni istemiyorum. Önce özgür olmanı, iyileşmeni ve yeniden yaşamayı seçmeni istiyorum. Ama bir gün hâlâ beni seçersen… seni bekleyeceğim.” Su An ağlayarak gülümsedi. “Ben zaten seni seçmek için geri dönmedim mi?” Gu Chen ayağa kalkıp ona sarıldı. Mavi safir son kez yumuşakça parladı. Su An kulağına fısıldadı: “Bu kez düğünümüzü kimse çalamayacak.” Gu Chen gülümsedi. “Bu kez hikâyemizi biz yazacağız.”

Comments (0)

Loading comments...

048tnk-Tabuta İki Kez Vurdu… İçeriden Gelen Gerçek Herkesi Dehşete Düşürdü
Leyla’nın korkuyla büyüyen gözlerini gören Emir’in elleri titredi. Şapelin içindeki herkes aynı anda nefesini tuttu; artık tabutun içinde bir ölünün olmadığı, genç kadının yaşadığı kesindi. Nermin çığlık atarak Cemal’in önüne geçti. “Silahı indir!” dedi. “Hepimiz gördük, Leyla yaşıyor.” Cemal’in yüzündeki panik, kalabalığın içindeki korkuyu ve şüpheyi daha da büyüttü artık. Cemal geri çekildi, fakat silahı bırakmadı. Emir gözyaşları içinde bağırdı: “Onu hemen çıkarın!” Yaşlı bir davetli tabuta koşarken iki adam da kilitlere doğru hamle yaptı. İki adam kapağı dikkatlice kaldırırken Cemal’in eli havada dondu. Leyla, krem satenlerin arasında titreyerek doğruldu; ağzındaki bant çıkarılınca salondan boğuk ağlama ve şaşkınlık sesleri yükseldi. Leyla ilk nefesini güçlükle aldı, sonra Emir’e baktı. “Beni sen kurtardın,” diye fısıldadı. Çocuk hıçkırarak ona sarıldı, ama korkulu gözleri hâlâ Cemal’in elindeki silahına takılı kalmıştı. Nermin Leyla’nın ellerini çözerken sertçe sordu: “Bunu sana kim yaptı?” Leyla cevap vermeden önce başını kaldırdı; Cemal’in silahı tutan eli herkesin gözü önünde açıkça titriyordu. Leyla, “Beni buraya getiren adamın yüzünü görmedim,” dedi. “Ama kapı kapanmadan hemen önce birinin Cemal’e telefon ettiğini duydum.” Bu sözle şapelin içinde büyük uğultu koptu. Cemal öfkeyle, “Bu hiçbir şeyi kanıtlamaz!” diye bağırdı. Fakat Nermin cebinden telefonunu çıkardı; gece yarısı alınmış gizli bir ses kaydını titreyen eliyle herkesin önünde açtı. Kayıtta bir erkek sesi, “Cenazeden önce tabut açılmayacak,” diyordu. Ardından Cemal’in sesi duyuldu: “Kimse şüphelenmesin.” Cemal’in yüzündeki renk çekilirken bütün gözler bir anda ona çevrildi. Emir’in gözleri büyüdü. “Demek biliyordun!” diye haykırdı. Cemal cevap veremedi. Leyla ise titreyen eliyle tabutun içindeki gizlenmiş küçük ilaç şişesini sessizce doğrudan herkese işaret etti. Nermin şişeyi bir mendille aldı. Üzerindeki hastane etiketi Leyla’nın adına düzenlenmişti. Davetlilerden biri polisi ararken Cemal sonunda silahı yavaşça mermer zemine bıraktı ve tamamen sustu. Cemal başını ellerinin arasına aldı. “Onu öldürmek istemedim,” dedi. “Sadece ortadan kaybolmasını istedim.” Bu itiraf salondaki son şüpheyi de parçalarken Leyla şaşkınlıkla öylece donup kaldı. Leyla’nın yüzü acıyla gerildi. “Beni diri diri gömmeyi ölüm saymıyor musun?” dedi. Cemal gözlerini kaçırdı; artık ne serveti, ne adı, ne gücü onu asla koruyabiliyordu. Emir, Leyla’nın yanında dimdik durdu. Nermin çocuğun omzuna elini koydu. “Nasıl bildin?” diye sordu. Emir, törenden önce tabutun içinden gelen zayıf tıkırtıları açıkça duyduğunu anlattı. Meğer Emir, tören başlamadan hemen önce tabutun yanından geçerken içeriden üç kez hafif vurma sesi duymuştu. Kimse ona inanmamış, o da çaresizce çekici kendi eline almıştı. Leyla gözyaşlarıyla Emir’in yüzünü tuttu. “Herkes sustuğunda sen beni duydun,” dedi. “Bugün hayatımı senin cesaretin kurtardı.” Çocuğun ağlaması bu kez korkudan değil, tarifsiz büyük rahatlamadandı. Polis şapele ulaştığında Cemal direnmedi. Silah, telefon kayıtları ve ilaç şişesi delil olarak toplandı. Cemal götürülürken kalabalığın arasından hiç kimse onu savunmak için tek kelime etmedi. Günler sonra Leyla tamamen iyileşti. Nermin’in verdiği ifadeler ve telefon kayıtlarıyla plan çözüldü; Cemal, Leyla’nın aile mirasını kontrol etmek için onun kaybolmasını gizlice organize etmişti. Mahkeme sonunda Cemal’i ağır suçlardan mahkûm etti. Leyla mirasını geri aldı; fakat ilk yaptığı şey servetini büyütmek değil, Emir’in geleceğini ve eğitimini ömür boyu güvence altına almak oldu. Yıllar sonra o beyaz tabut hâlâ hafızalarındaydı. Leyla her yıldönümünde Emir’e aynı cümleyi söylerdi: “Beni mezardan çıkaran çekicin değil, korkuya rağmen susmayan senin gerçek cesaretindi.”