030tnk-İki Çocuk Düğünü Bastı: “Onunla Evlenmeyin!” Kerem’in Yüzü Bir Anda Değişti!

Kerem’in yarım kalan cümlesi salonda asılı kaldı. Ellerinin titremesine engel olamadan fotoğrafı yerden aldı; genç kadının yüzüne baktığında yıllardır kalbinin en karanlık köşesine gömdüğü isim dudaklarından döküldü: “Zeynep…” Emir’in gözleri büyüdü. “Annemi tanıyor musunuz?” diye sordu. Kerem bir anda nefessiz kaldı. Fotoğrafın arkasını çevirdiğinde solmuş mürekkeple yazılmış tarihi gördü; tarih, kendisinin Zeynep’ten ayrıldığı yazdan yalnızca birkaç ay sonrasına aitti. Küçük Elif, ağabeyinin omzundan başını kaldırıp ürkekçe, “Annem sizi bekledi,” dedi. Kerem’in gözleri doldu. Selin’e döndüğünde ise yüzündeki acı artık şüpheye dönüşmüştü. “Sen Zeynep’i nereden tanıyorsun?” Selin cevap vermedi. Kerem’in sesi bütün salonu kesti: “Bana bak ve gerçeği söyle!”
Selin geri çekildikçe davetlilerin fısıltıları arttı. Sonunda yaşlı kadın, Kerem’in annesi Nermin Hanım, kalabalığın arasından çıktı. Fotoğrafı görünce eli ağzına gitti. “Bu mümkün değil…” diye fısıldadı. Kerem sararmış mektubu açtı. Zeynep’in el yazısını ilk satırdan tanıdı. Mektupta, yıllar önce hamile olduğunu söylemek için defalarca onu aradığı, fakat Kerem’den geldiğini sandığı bir mesajla bir daha dönmemesi istendiği yazıyordu. Kerem’in sesi çatladı: “Ben böyle bir mesaj göndermedim!” Emir cebinden annesinin yıllarca sakladığı eski telefonu çıkardı. “Annem ölmeden önce bunu da verdi. ‘Bir gün Kerem gerçeği öğrenirse, ona göster’ dedi.” Selin birden bağırdı: “Yeter!” Kerem başını kaldırdı. “Hayır, Selin. Asıl şimdi başlıyor.”
Eski telefondaki mesaj açıldığında gönderen numara görünmüyordu ama hemen altında yıllar önce çekilmiş bir ekran görüntüsü vardı. Nermin Hanım dikkatle baktı ve dondu. “Bu numarayı hatırlıyorum,” dedi. “Selin’in babasının şirket hattıydı.” Selin’in yüzü çöktü. Kerem öfkeyle ona yaklaştı. “Zeynep’i benden sen mi uzaklaştırdın?” Selin sonunda gözyaşlarıyla patladı. “Seni kaybetmek istemedim! Babam sizin evliliğinizi yıllar önce planlamıştı. Zeynep ortaya çıkarsa her şey bitecekti!” Kerem acı bir kahkaha attı. “O yüzden hamile bir kadına benim adıma ‘seni istemiyorum’ mu dedin?” Selin başını eğdi. Emir titreyen bir sesle, “Annem yıllarca sizin bizi istemediğinize inandı,” dedi. Bu söz Kerem’e atılan bir tokattan daha ağır geldi.
Kerem dizlerinin üzerine çökerek Emir’le aynı hizaya geldi. “Anneniz… şimdi nerede?” diye sordu, cevaptan korkarak. Emir gözlerini kaçırdı. Elif ağabeyinin boynuna daha sıkı sarıldı. “Üç gün önce öldü,” dedi Emir. “Bize son kez sarıldı ve ‘Kerem Bey’e kızmayın, belki gerçeği hiç öğrenmedi’ dedi.” Kerem’in yüzü dağıldı. Gözyaşlarını saklayamadı. “Ben hiçbir şey bilmiyordum… Yemin ederim bilmiyordum.” Emir’in sesi sertleşti: “Peki şimdi biliyorsunuz. Bizi yine gönderecek misiniz?” Kerem ellerini uzattı ama Emir’in izin vermesini bekledi. “Hayır,” dedi. “Sizi bir daha kimse hiçbir yerden kovamayacak.” Ardından Elif usulca sordu: “Siz bizim babamız mısınız?” Salondaki herkes sessizliğe gömüldü.
Kerem hemen cevap vermedi. Mektubun son sayfasında Zeynep’in yazdığı cümleleri okudu: “Emir senin oğlun. Elif de senin kızın. Bunu kanıtlayan belgeleri avukatımda bıraktım. Onları servetin için değil, yalnız kalmamaları için sana gönderiyorum.” Kerem gözlerini kapatıp ağladı. Sonra Emir’e baktı. “Evet,” dedi titreyerek, “ben sizin babanızım.” Emir’in bütün direnci bir anda kırıldı. “O zaman neden hiç gelmediniz?” diye haykırdı. Kerem oğlunun omuzlarını tutmadan önce izin istercesine bekledi. “Çünkü annenizin beni terk ettiğine inandırıldım. Bunun bedelini size ödetmeyeceğim.” Elif yavaşça Kerem’e uzandı. Kerem küçük kızı kollarına aldığında, Elif başını göğsüne koyup, “Annem, ‘Babanız sizi görünce tanıyacak’ demişti,” diye fısıldadı.
Kerem ayağa kalktı ve Selin’e döndü. Gelinlik içindeki kadın artık birkaç dakika önceki mağrur Selin değildi. “Kerem, yaptığım şey korkunçtu ama seni seviyordum,” dedi. Kerem’in cevabı keskin oldu: “Sevgi, bir annenin çocuklarını babasız bırakmak değildir.” Selin, “Beni herkesin önünde bırakacak mısın?” diye sordu. Kerem parmağındaki yüzüğü çıkarıp masaya bıraktı. “Bu düğün bitti.” Ardından güvenliğe değil, davetlilere baktı. “Kimse Selin’e dokunmayacak. Ama Zeynep’e yaptıklarının hesabını hukuk önünde verecek.” Nermin Hanım gözyaşlarıyla torunlarına yaklaşıp, “Ben de sizden özür dilemek zorundayım,” dedi. Emir şaşkınlıkla baktı. Nermin’in sesi titredi: “Zeynep’i yeterince savunmadım. Bundan sonra sizi korumak için elimden gelen her şeyi yapacağım.”
Aylar sonra Kerem, Emir ve Elif’le birlikte Boğaz’a bakan küçük bir mezarlığın önünde duruyordu. Zeynep’in mezarına beyaz yaseminler bıraktı. Selin hakkında açılan davada sahte mesajlar, tehditler ve yıllarca saklanan belgeler ortaya çıkmış; Kerem’in çocuklarla bağı resmen doğrulanmıştı. Emir artık temiz okul üniforması içinde dimdik duruyor, Elif babasının elini bırakmıyordu. Kerem mezar taşına dokunup, “Seni geç buldum, Zeynep… ama çocuklarımızı bir daha asla yalnız bırakmayacağım,” dedi. Emir babasına baktı. “Annem size kızgın değildi. Sadece gerçeği öğrenmenizi istedi.” Kerem oğlunu ve kızını kollarına aldı. Elif gülümseyerek, “Şimdi eve gidiyor muyuz, baba?” diye sordu. Kerem gözyaşları arasında ilk kez huzurla gülümsedi: “Evet kızım. Hep birlikte eve gidiyoruz.” Boğaz’ın üzerinde sabah ışığı yükselirken, yıllarca parçalanmış bir aile sonunda birbirini bulmuştu.
Comments (0)
Loading comments...

















