028TNK-Emre Son Anda Bağırdı: “İçmeyin!”… Halil Kadehi Dudaklarına Götürmek Üzereydi!

Selin, Halil’in uzattığı kadehe bakarken yüzündeki bütün renk çekildi. Güvertede rüzgâr eserken kimse kıpırdamaya cesaret edemedi. Halil’in sesi bu kez daha da soğuktu. “Haydi Selin, madem Emre yalan söylüyor, tadına bak.” Selin bir adım geri çekildi. “Ben… neden içeyim ki? Bu saçmalık!” dedi ama sesi titriyordu. Halil onun gözlerinden kaçan bakışları gördü. Emre nefes nefese araya girdi. “Efendim, beni buraya gelmeden önce kilitlediler. Telefonumu aldılar. Ama onları duydum… bu kadehin özellikle sizin önünüze konacağını söylediler.” Selin birden bağırdı: “Yalan söylüyor! Bu adam para için her şeyi uydurur!” Halil kadehi indirmedi. “O zaman korkacak hiçbir şeyin yok.”
Halil, yat kaptanına yalnızca bir bakış attı. Yıllardır onun yanında çalışan kaptan hemen anladı ve masaya yaklaştı. “Kimse bu yattan ayrılmayacak,” dedi Halil. Selin öfkeyle çevresine baktı. “Beni burada esir mi tutacaksın?” Halil sakinliğini bozmadan cevap verdi: “Hayır. Sadece gerçeğin kaçmasına izin vermeyeceğim.” Tam o sırada Emre cebinden buruşturulmuş küçük bir ses kayıt cihazı çıkardı. Selin’in gözleri büyüdü. “Onu nereden buldun?” diye bağırdı. Emre cihazı Halil’e uzattı. “Beni kamaraya kapatırlarken yerde buldum. İçinde konuşmaları var.” Selin bir anda Emre’ye doğru atılmak istedi ama kaptan önüne geçti. Halil, “Dokunma ona,” dedi. “Çünkü artık korktuğun şey Emre değil, kendi sesin.”
Kayıt açıldığında güvertede Selin’in sesi yankılandı. Kayıtta, “Halil bugün o kadehi bitirecek. Sonra şirket hisseleri düşündüğümüzden daha kolay el değiştirecek,” diyordu. Ardından bilinmeyen bir erkek sesi, “Ya Emre ortaya çıkarsa?” diye soruyordu. Selin’in kayıttaki cevabı herkesi dondurdu: “Çıkamaz. Onu aşağıya kilitleyin.” Halil’in bakışları ağır ağır Selin’e döndü. “Demek mesele sadece para değildi,” dedi. Selin’in dudakları titredi. “Halil, beni dinle… sen anlamıyorsun.” Halil sertçe karşılık verdi: “Yıllarca sana ailemin kapısını açtım. Sen ise mezarımı hazırladın.” Selin gözyaşlarıyla, “Ben yalnız değildim!” diye haykırınca Halil’in yüzündeki öfke bir anda yerini dikkatli bir sessizliğe bıraktı. “İşte sonunda doğru bir şey söyledin.”
Halil masadaki telefonunu aldı ve şirket güvenlik müdürünü aradı. “Selin’in son altı aydaki bütün görüşmelerini, banka hareketlerini ve şirket içi erişim kayıtlarını çıkarın,” dedi. Selin aniden bağırdı: “Bunu yapamazsın!” Halil telefonu kapatıp ona döndü. “Benim yapabileceklerimi en iyi sen bilmeliydin.” Dakikalar içinde gelen ilk bilgi herkesi şaşkına çevirdi. Para transferleri, Halil’in öz kardeşi Kemal’in kontrol ettiği gizli bir şirkete gidiyordu. Emre fısıldadı: “Demek arkasındaki kişi…” Halil cümleyi tamamladı: “Kendi kardeşim.” Selin başını öne eğdi. “Kemal bana her şeyi vaat etti. Sen ölünce yönetimin ona geçeceğini söyledi.” Halil’in sesi kırılmadı. “Ve sen de bunun için benim ölümümü kabul ettin.” Selin çaresizce, “Beni kullandı!” dedi. Halil cevap verdi: “Ama seçimi sen yaptın.”
Tam o anda yatın alt güvertesinden iki güvenlik görevlisi Kemal’i çıkardı. Meğer Halil, Emre’nin uyarısından sonra kaptana gizlice bütün kamaraların kontrol edilmesini emretmişti. Kemal’in yüzü bembeyazdı. “Abi, bu bir yanlış anlaşılma,” dedi. Halil acı bir gülümsemeyle karşılık verdi: “Kendi ölümüm için hazırlanan planı yanlış mı anladım?” Kemal Selin’i işaret etti. “Her şeyi o yaptı!” Selin çığlık attı: “Yalancı! Plan senindi! Zehri sen getirdin!” Kemal, “Sus!” diye bağırdı. Halil elini kaldırınca ikisi de sustu. “Yeter. Birbirinizi suçlamanıza gerek yok. Kayıtlar, transferler ve kamera görüntüleri ikinizi de anlatacak.” Emre Halil’e baktı. “Efendim, polisi arayalım.” Halil başını salladı. “Aradım bile. Bu kez aile adımız kimseyi kurtarmayacak.”
Sahil güvenlik teknesi yata yaklaşırken Selin son kez Halil’in önüne geldi. Gözlerinden yaşlar akıyordu. “Bunca yılın hatırına beni affet,” dedi. Halil uzun süre sustu. Sonra masadaki kırmızı şaraba baktı. “Affetmek başka şeydir, yaptıklarının bedelini ödememek başka.” Selin dizlerinin üzerine çökmeye çalıştı. “Ben seni gerçekten sevdim!” Halil geri çekildi. “Beni sevseydin, ölümümü planlamazdın.” Kemal ise öfkeyle bağırdı: “Bütün serveti tek başına yönetmek istedin! Bizi hep küçük gördün!” Halil kardeşine döndü. “Hayır Kemal. Ben sana şirket verdim, güç verdim, ismimi verdim. Sen ise daha fazlası için kardeşini satmayı seçtin.” Polisler yata çıktığında Halil sakin bir sesle ekledi: “Şimdi ikiniz de seçiminizin sonucuyla yaşayacaksınız.”
Selin ve Kemal götürüldükten sonra güverte yeniden sessizleşti. Halil uzun süre denize baktı, sonra Emre’ye döndü. “Bugün hayatımı kurtardın. Ne istiyorsun?” Emre başını salladı. “Hiçbir şey istemiyorum efendim. Sadece doğru olanı yaptım.” Halil ilk kez hafifçe gülümsedi. “İşte bu yüzden sana güvenebilirim.” Birkaç hafta sonra Halil, şirket yönetim kurulunun karşısına Emre’yle birlikte çıktı. “Bugünden itibaren ailem kan bağıyla değil, sadakatle ölçülecek,” dedi. Emre şaşkınlıkla, “Efendim, ne demek istiyorsunuz?” diye sordu. Halil elini omzuna koydu. “Beni servetim için öldürmeye çalışanlar ailem değildi. Hayatını riske atıp beni kurtaran adam ailemdi.” Ardından o uğursuz kadehi hatırlayıp sessizce ekledi: “Bazen insanı öldürmek isteyen zehir değil, güvendiği kişidir. Ama gerçeğin bir özelliği vardır, Emre… ne kadar saklanırsa saklansın, sonunda mutlaka yüzeye çıkar.”
Comments (0)
Loading comments...

















