Logo

026TNK_Emir Garsonun Sesini Duyunca Dondu: “Baba… Bu Annemin Sesi!”

Article image

Melis’in gözleri villaya kaydığı anda Kaan onun bakışını yakaladı. O tek saniye, aylarca içine gömdüğü bütün şüpheleri yeniden uyandırmaya yetmişti. Kaan ağır adımlarla Melis’e yaklaştı, sesi artık öfkeden çok korkuyla titriyordu. “Neden villaya baktın, Melis? Orada ne var?” Melis geri çekildi, elindeki kadeh parmaklarının arasından kayıp taş zeminde paramparça oldu. Konuklar sessizce onları izlerken Leyla dizlerinin üzerine çökmüş, Emir’e sarılmış ağlıyordu. Çocuk onun kokusunu içine çekip fısıldadı: “Anne… ben seni gerçekten buldum, değil mi?” Leyla artık kendini tutamadı. Emir’in saçlarını öptü ve gözyaşları içinde, “Evet, oğlum… Ben senin annenim,” dedi. Kaan bu sözleri duyunca olduğu yerde dondu. Altı yıldır mezarına çiçek bıraktığı kadının birkaç metre ötesinde canlı durduğunu görmek, ona bir mucizeden çok korkunç bir suçun kanıtı gibi geliyordu.

Kaan Leyla’ya yaklaşmak istedi ama Leyla refleksle geri çekildi. Yüzündeki korku, yaşadığı şeylerin hâlâ bitmediğini anlatıyordu. “Bana yaklaşma… önce gerçeği bilmen gerekiyor,” dedi Leyla titreyerek. Sonra gözlerini Melis’e çevirdi. “O gece ölmedim. Bana verilen ilacın ardından bilincimi kaybettim. Uyandığımda başka bir şehirde, kilitli bir odadaydım. Kimliğim yoktu, telefonum yoktu, kimseye ulaşamıyordum.” Kaan’ın yumrukları sıkıldı. “Peki tabuttaki kadın kimdi?” diye sordu. Leyla gözlerini kapatıp ağladı. “Bilmiyorum. Ama beni kaçıran adamlar sürekli aynı ismi söylüyordu: Melis.” Kalabalığın içinden şaşkınlık uğultuları yükseldi. Melis başını hızla iki yana salladı. “Yalan söylüyor! Beni suçlamak için uyduruyor!” diye bağırdı. Fakat sesi artık güçlü değildi; kelimeleri korkuyla parçalanıyordu.

Tam o sırada Emir, Melis’in kaçmaya çalıştığını fark etti. Küçük çocuk babasının ceketini çekerek, “Baba, gidiyor!” diye bağırdı. Kaan başını çevirdiğinde Melis villanın kapısına koşuyordu. Güvenlik görevlileri önünü kesti. Kaan, “Kimse buradan çıkmayacak,” dedi ve doğrudan villanın çalışma odasına yöneldi. Melis çığlık attı: “Oraya giremezsin!” Bu tepki Kaan’ın şüphesini kesinleştirdi. Çalışma odasında Melis’e ait çantaların bulunduğu dolabın arkasında küçük bir kasa keşfedildi. Şifreyi Emir’in doğum tarihiyle denediğinde kasa açıldı. İçinden eski hastane kayıtları, sahte ölüm raporu, yüklü para transferleri ve altı yıl önce çekilmiş bir fotoğraf çıktı. Fotoğrafta Leyla, baygın hâlde bir sedyede taşınıyordu. Kaan belgeyi kaldırıp Melis’in yüzüne baktı. “Bana altı yıl boyunca karımın öldüğünü düşündürdün,” dedi. Melis’in yüzündeki son umut da o anda silindi.

Fakat en büyük şok, belgelerin arasındaki ölüm raporunda yazan isimle geldi. Kaan kağıdı okurken sesi kesildi. “Tabuttaki kadın… Derya Aydın.” Leyla şaşkınlıkla başını kaldırdı. “Derya mı?” diye fısıldadı. Derya, yıllar önce Leyla’ya çok benzeyen ve aynı hastanede tedavi gören genç bir kadındı. Melis artık susamayacağını anladı. Dizlerinin bağı çözüldü. “Ben onun ölmesini istemedim!” diye haykırdı. Kaan öfkeyle yaklaştı. “Ama onun bedenini Leyla’nın yerine koydun!” Melis ağlamaya başladı. “Ailem Leyla’yı senden uzaklaştırmak istiyordu. Ben sadece onun kaybolmasını kabul ettim. Derya o gece zaten hayatını kaybetmişti. Belgeleri değiştirdiler, yüzünü göstermeden cenazeyi kapattılar… Ben sustum.” Leyla’nın gözlerinden yaşlar süzüldü. “Bir annenin çocuğundan altı yılını çaldın,” dedi. Bu cümle, Melis’e söylenen bütün suçlamalardan daha ağır geldi.

Kaan’ın öfkesi bir anda yerini yıkıcı bir pişmanlığa bıraktı. Leyla’nın karşısında durdu ama ona dokunmaya cesaret edemedi. “Seni koruyamadım,” dedi boğuk bir sesle. “Sana inanmadım çünkü bana öldüğünü kanıtlayan yüzlerce belge gösterdiler. Ama seni kalbimde öldüremedim.” Leyla gözlerini ona kaldırdı. “Ben de her gece Emir’in beni unutmasından korktum,” dedi. Emir hemen annesinin elini sımsıkı tuttu. “Seni unutmadım. Sesini bile unutmadım,” diye karşılık verdi. Leyla bu söz üzerine oğluna sarıldı. Kaan da dizlerinin üzerine çöktü ve yıllar sonra ilk kez üçü aynı yerde birbirlerine sarıldılar. Fakat Leyla sessizce ekledi: “Kaan, geçmişi geri alamayız.” Kaan gözyaşlarını silmeden cevap verdi: “Hayır. Ama bundan sonra senden çalınacak tek bir gün bile bırakmayacağım.”

Polis geldiğinde Melis artık direnmedi. Kapının önünde götürülürken son kez Kaan’a döndü. “Beni sevebilirdin,” dedi hıçkırarak. Kaan’ın yüzünde öfke değil, derin bir hayal kırıklığı vardı. “Sevgi, bir başkasının hayatını çalarak kazanılmaz,” dedi. Melis başını eğdi. Belgeler sayesinde olayın arkasındaki özel doktorlar, sahte kimlik düzenleyen kişiler ve Melis’in ailesinden iki kişi daha soruşturmaya alındı. Derya’nın ailesine de gerçek anlatıldı ve yıllardır yanlış bir mezarda yatan kızlarının kimliği resmen düzeltildi. Leyla mezarlığa giderek Derya’nın gerçek mezarına beyaz güller bıraktı. “Senin adını benim ölümümün arkasına sakladılar,” diye fısıldadı. “Ama artık herkes gerçeği bilecek.” Kaan sessizce yanında durdu. Bu kez hiçbir sırrı saklamadı, hiçbir sorudan kaçmadı.

Aylar sonra aynı Çeşme uçurumunda bu kez büyük bir davet değil, yalnızca üç kişilik sakin bir gün vardı. Emir annesiyle babasının arasında koşarken kahkahaları Ege rüzgârına karışıyordu. Leyla hâlâ geçmişin izlerini taşıyordu ama artık korkuyla arkasına bakmıyordu. Kaan ona küçük bir kutu uzattı. Leyla şaşkınlıkla, “Bu bir evlilik teklifi mi?” diye sordu. Kaan başını salladı. “Hayır. Bir söz. Ne zaman hazır olursan, hangi hayatı seçersen seç, yanında olacağım.” Leyla uzun süre sustu, sonra elini onun elinin üzerine koydu. Emir hemen aralarına girip gülerek, “Ben karar verdim, üçümüz yine aile olacağız!” dedi. Leyla oğlunun yüzüne baktı, ardından Kaan’a döndü. Gözlerinde ilk kez korkudan daha güçlü bir şey vardı: umut. “O zaman yeniden başlayalım,” dedi. Güneş Ege’nin üzerinde batarken Kaan cevap verdi: “Bu kez hiçbir yalan bizi ayıramayacak.”

Comments (0)

Loading comments...

052tnk-“Kendi Kendine Düştü” Dedi… Ama Mert Her Şeyi Gördüğünü Söyledi
  Kaan’ın yere attığı belge açılınca Sema’nın yüzündeki renk tamamen çekildi. Belgede, Deniz’in miras hakkını değiştirmek için hazırlanmış sahte vesayet evraklarının kopyaları vardı. Kaan titreyen sesiyle, “Aylarca kızımı benden uzaklaştırmaya çalıştın, değil mi?” diye sordu. Sema cevap vermedi; yalnızca Deniz’e bakıp dudaklarını sıkıca birbirine bastırdı. Tam o sırada çalışma odasının kapısı açıldı. Ailenin yıllardır güvendiği avukat Selçuk içeri girdi ve sessizce, “Artık inkâr edemezsiniz, hanımefendi,” dedi. Sema öfkeyle ayağa kalkmaya çalıştı. “Bu aileyi ben kurdum!” diye bağırdı. Selçuk başını salladı: “Ama bu servet hiçbir zaman yalnızca sizin değildi.” Kaan şaşkınlıkla avukata döndü. Selçuk çantasından ikinci bir dosya çıkardı. Dosyada Kaan’ın rahmetli babasının yıllar önce hazırladığı gerçek vasiyetnamenin noter onaylı kopyası bulunuyordu. Vasiyetnamede servetin büyük bölümünün Kaan’a, ardından da Deniz’e bırakıldığı açıkça yazıyordu. Sema ise yalnızca yaşam boyu kullanım hakkına sahipti; mülklerin sahibi değildi. Kaan’ın gözleri öfkeyle doldu. “Demek Deniz büyüdüğünde her şeyi devralacağını biliyordun.” Sema sonunda haykırdı: “Benim hayatımı elimden alacaktınız!” Selçuk sertçe karşılık verdi: “Bu yüzden doktor kayıtlarını değiştirdiniz, sahte imzalar kullandınız ve Kaan’ı kızının velayetini kaybetmeye ikna etmeye çalıştınız.” Sema bir anda sessizleşti. Kaan, Deniz’i daha sıkı kucakladı. Küçük kız babasının göğsünde sakinleşirken Kaan’ın yüzündeki öfkenin yerini buz gibi kararlılık aldı. “Bugün merdivenlerde yaptığını da gördüm,” dedi Kaan. “Artık hiçbir yalan seni kurtaramaz.” Sema geri çekildi, fakat arkasındaki kapıda iki güvenlik görevlisi belirdi. Sema çaresizce, “Ben onun büyükannesiyim!” diye bağırdı. Kaan sakin ama kesin konuştu: “Büyükanne olmak, bir çocuğa zarar verme hakkını kimseye vermez.” Selçuk telefonundaki görüntüleri açtı. Merdiven salonundaki güvenlik kamerası her şeyi kaydetmişti. Sema’nın bebeğe doğru yaptığı hareket açıkça görülüyor, hiçbir şüphe bırakmıyordu. Sema görüntüyü görünce dizlerinin bağı çözüldü. “Kaan, beni dinle,” diye fısıldadı. Kaan başını çevirdi: “Seni yıllarca dinledim. Şimdi gerçekler konuşacak.” Dakikalar sonra polis geldi. Sema götürülürken hizmetkârlar ve çalışanlar sessizce yolu açtı. Bir zamanlar herkesi korkutan kadın, ilk kez tamamen yalnız görünüyordu. Kapının önünde Sema son kez dönüp Kaan’a baktı. “Beni gerçekten aileden silecek misin?” Kaan cevap verdi: “Bunu ben değil, sen yaptın.” Haftalar sonra sahte belgeler, kamera kayıtları ve banka hareketleri mahkemeye sunuldu. Selçuk’un sakladığı kayıtlar, Sema’nın yıllardır yürüttüğü mali manipülasyonların tamamını ortaya çıkardı. Mahkeme, Deniz’in güvenliği için Sema hakkında uzaklaştırma kararı verdi. Sahtecilik ve diğer suçlamalar ayrıca soruşturulurken Kaan, kızının tüm yasal haklarını koruma altına aldı. Kaan Yalı’ya döndüğünde ilk yaptığı şey merdivenlerdeki eski aile portrelerini kaldırmak oldu. Yerlerine Deniz’in gülümseyen fotoğraflarını ve rahmetli babasının tek bir resmini astı. Bir akşam Boğaz’a bakan terasta Deniz’i kucağına aldı. Küçük kız babasının parmağını tuttuğunda Kaan gülümsedi: “Artık kimse seni benden alamayacak, güzel kızım.” Ve o günden sonra Yalı’da korku değil, huzur hâkim oldu. Sema’nın korumaya çalıştığı servet elinden kayarken, Kaan gerçek mirasının Deniz olduğunu sonunda anladı.