01TNK-Bu Evden Git!” Dediler… Ama Bu Evin Gerçek Sahibi O Anda İçeri Girdi!

“Kızımı kendi evimden kovmaya kim cüret etti?!” diye haykırdı Selim Bey’in sesi, kristal avizenin altında bir şimşek gibi patladı. Salondaki herkes donup kaldı; Nevin’in dudakları titredi, kızı Ece bir adım geri çekildi. Yerde acıyla kıvranan Defne, karnını iki eliyle korurken gözyaşları içinde, “Baba… bebeğime bir şey olmasın, ne olur…” diye fısıldadı. Selim Bey bir an bile tereddüt etmeden ceketini çıkarıp kızının üzerine örttü, sonra korumalara dönüp sertçe, “Doktoru hemen arayın! Arabayı kapıya hazırlayın!” dedi. Nevin hemen araya girmeye çalıştı: “Selim, yanlış anladın, o kendi dengesini kaybetti…” Selim Bey başını yavaşça ona çevirdi, gözleri öfkeyle yanıyordu. “Sus,” dedi buz gibi bir sesle. “Ben bu cam kırıklarını da görüyorum, kızımın gözlerindeki korkuyu da.”
Defne dikkatle sedyeye alınırken Ece telaşla annesinin arkasına saklandı. Ama Selim Bey’in bakışları onlardan ayrılmıyordu. “Bu evde kimse benim kızıma dokunamaz,” dedi dişlerini sıkarak. Nevin yine kendini savunmaya kalktı: “O, bu eve utançla döndü! İnsanlar ne der diye düşündüm sadece…” Selim Bey bir adım ilerledi. “Asıl utanç sensin,” diye gürledi. “Hamile bir kadını kapının önüne koymaya çalışan, onun ayağının altına tuzak kuran sizsiniz!” Ece panikle, “Ben hiçbir şey yapmadım!” diye bağırdı. O anda girişte bekleyen yaşlı kahya söze karıştı: “Beyefendi… güvenlik kameraları her şeyi kaydetti.” Salonda ölüm sessizliği çöktü. Selim Bey ağır ağır, “Getirin görüntüleri,” dedi. Nevin’in yüzünden bütün renk çekildi, Ece’nin kibirli bakışları bir anda korkuya dönüştü.
Hastanede geçen dakikalar saat gibi uzadı. Defne muayene edilirken Selim Bey koridorda volta atıyor, avuçlarını sıkıp bırakıyordu. Bir süre sonra doktor çıkıp sakin bir sesle, “Bebeğiniz iyi, annenin ayağında derin olmayan bir kesik var. Stres büyük ama kritik bir durum yok,” dedi. Defne’nin gözlerinden bu kez rahatlama yaşları aktı. “Baba…” dedi kısık bir sesle. Selim Bey kızının başucuna oturup elini tuttu. “Sana bunu yapanlar bunun hesabını verecek,” diye yemin etti. Defne, kalbinin en ağır yükünü nihayet bırakır gibi, “Ben sana dönmekten korktum,” dedi. “Beni dinlemezsin sandım… çünkü annem öldükten sonra onların sözlerine inandın.” Selim Bey başını öne eğdi, sesi kırıldı: “En büyük günahım buydu kızım. Seni koruyamadım. Ama bugün bitti. Bundan sonra seni de torunumu da kimse incitemeyecek.”
Sabaha karşı malikâneye dönüldüğünde, büyük salonda artık mahkeme gibi bir hava vardı. Güvenlik kamerası görüntüleri dev ekrana yansıtılmış, Nevin ve Ece karşılarında dimdik duran Selim Bey’in önünde nefessiz bekliyordu. Görüntüde Ece’nin kristal bardağı Defne’nin arkasına bilerek bıraktığı, Nevin’in ise onu adım adım geri ittiği apaçık görünüyordu. Ece bir anda çözüldü: “Anne söyledi! Ben sadece onu korkutmak istedim!” diye ağladı. Nevin çılgına dönüp, “Yalancı! Ben her şeyi senin iyiliğin için yaptım!” diye bağırdı. Selim Bey masaya yumruğunu indirdi. “Yeter!” Sesi tüm salonu titretti. “Siz Defne’ye değil, benim vicdanıma da tuzak kurmuşsunuz.” Nevin dizlerinin bağı çözülmüş gibi koltuğa çöktü. “Bizi affet, Selim,” diye yalvardı. Selim Bey’in cevabı kesindi: “Affetmek, yapılanı unutanların işidir. Ben unutmuyorum.”
Tam herkes her şeyin bittiğini sanırken, Defne ayağa kalktı ve gözyaşlarını sildi. Yüzünde ilk kez korkunun yerini vakur bir kararlılık almıştı. “Hayır baba,” dedi. “Bu sadece bana yaptıklarıyla bitmiyor.” Herkes ona döndü. Defne çantasından sararmış bir zarf çıkardı. “Annem ölmeden önce bunu bana vermişti. ‘Bir gün sana gerçekten kötülük ederlerse babana göster’ demişti.” Selim Bey titreyen ellerle zarfı açtı. İçinden çıkan mektupta, Nevin’in yıllar önce Defne’yi yatılı okula gönderip Selim Bey’i ondan uzaklaştırmak için yalanlar söylediği, mirası kendi kızı Ece’ye bırakma planları yaptığı tek tek yazılıydı. Nevin’in boğuk sesi duyuldu: “O kadın öldü, hâlâ aramıza giriyor…” Defne gözlerini ona dikti: “Annem ölmedi, sizin yüzünüzden yıllarca benim içimde sustu. Ama bugün onun da sesi çıktI.” Selim Bey’in elleri titredi, bakışları cam gibi keskinleşti: “Demek bunca yıl kızımı benden çalan sizdiniz.”
Nevin son bir hamleyle hırsını kusmaya çalıştı. “Evet!” diye haykırdı. “Çünkü senin gözünde hep o vardı, sonra da Defne! Ben ne kadar uğraşsam da bu evde hiçbir zaman birinci olamadım!” Ece de gözyaşları içinde annesine döndü: “Sen bana hep ‘Bu servet bizim olacak’ dedin!” Salondaki bütün maskeler düşmüştü artık. Selim Bey derin bir nefes aldı ve avukatına döndü. “Boşanma işlemlerini hemen başlatın,” dedi net bir tonla. “Ayrıca Nevin Hanım ve kızı bu dakikadan itibaren bu evde misafir bile değildir. Üzerlerine kayıtlı tüm yetkiler iptal edilecek.” Nevin çığlık atarak, “Bizi sokağa atamazsın!” dedi. Selim Bey’in cevabı ağır ve kesiciydi: “Hamile kızımı sokağa atmaya kalkarken bunu düşünseydin.” Sonra korumalara işaret etti. “Onları saygı çerçevesinde dışarı çıkarın. Ama bir daha Defne’ye yaklaşmalarına asla izin vermeyin.”
Kapılar onların ardından kapanınca evin içine ilk kez gerçek bir sessizlik yayıldı; boğucu değil, huzurlu bir sessizlik. Defne koltuğa otururken Selim Bey diz çöküp kızının önünde durdu. “Beni affedebilir misin?” diye sordu, sesi bir babanın bütün pişmanlığını taşıyordu. Defne gözyaşlarıyla gülümsedi. “Kolay değil baba,” dedi dürüstçe. “Ama bugün ilk kez arkamda durduğunu gördüm.” Selim Bey, Defne’nin ellerini avuçlarına aldı. “Bu evin gerçek sahibi sensin,” dedi. “Ve doğacak torunum da bu ailenin onurudur.” O anda doktorun biraz önce söylediği cümleyi hatırlatan bir umut ışığı Defne’nin yüzüne yayıldı. “O zaman ben de korkmayacağım,” dedi karnını okşayarak. “Çünkü artık yalnız değilim.” Selim Bey hafifçe gülümsedi: “Yalnızlığın bu gece bitti kızım.”
Aylar sonra, aynı görkemli salonda bu kez gözyaşı değil kahkaha vardı. Boğaz manzarasının önünde, Defne kucağında yeni doğan oğluyla oturuyor, Selim Bey torununu sevmenin tarifsiz mutluluğunu yaşıyordu. Bebek hafifçe ağlayınca Selim Bey gülerek, “Bak, bu evin yeni patronu konuşuyor,” dedi. Defne sevgi dolu bir bakışla babasına döndü: “Anne bugün bizi görseydi ne derdi?” Selim Bey gözleri dolarak cevap verdi: “Derdi ki, ‘Geç gelen adalet de adalettir.’” Defne bebeğinin alnına bir öpücük kondurdu. “O zaman bu evde artık korku yok,” dedi. “Sadece hakikat var, sevgi var.” Selim Bey kızının omzuna elini koydu: “Ve kimse bir daha seni utanç diye anmayacak. Sen bu evin gururusun.” Defne derin bir nefes aldı, yüzünde huzurlu bir tebessüm belirdi. Geçmişin bütün acısı, o küçücük bebeğin nefesiyle sanki dağılıp gidiyordu. O gece Bebek’teki malikânede sadece bir bebek doğmamıştı; parçalanmış bir ailenin onuru, sevgisi ve adaleti de yeniden doğmuştu.
Comments (0)
Loading comments...
















