016TNK-“Kızım Nerede?” Diye Sordu… Gelinin Cevabı Her Şeyi Değiştirdi!

Kerem, Elif’i göğsüne sıkıca bastırmış hâlde salonun ortasında dururken kimse nefes almaya cesaret edemiyordu. Nermin’in yüzündeki kibir silinmiş, Selin ise sunağın yanında gözyaşları içinde titriyordu. Kerem önce annesine, sonra evlenmek üzere olduğu kadına baktı. Sesi yükselmedi ama salondaki herkese ulaşacak kadar sertti. “Benim kızımı karanlık bir odaya kapatıp sonra burada aile mutluluğu mu oynayacaktınız?” Nermin dudaklarını araladı. “Kerem, beni dinle, ben sadece senin geleceğini düşündüm.” Kerem’in gözlerinde öfke parladı. “Benim geleceğim dediğin şey, kızımın gözyaşları üzerine kurulacaksa o geleceği istemiyorum.” Elif babasının boynuna daha sıkı sarıldı ve fısıldadı: “Baba, beni yine bırakmayacaksın değil mi?” Kerem gözlerini kapatıp kızının saçlarını öptü. “Seni bir daha kimsenin yalnız bırakmasına izin vermeyeceğim.”
Selin ağlayarak birkaç adım öne çıktı. “Kerem, lütfen… Ben bunu istemedim. Annen Elif gelirse herkesin geçmişini konuşacağını, düğünün rezil olacağını söyledi.” Kerem’in bakışları bir anda Selin’e döndü. “Ama sustun.” Selin’in omuzları çöktü. “Korktum. Seni kaybetmekten korktum.” Kerem acı acı güldü. “Beni kaybetmemek için kızımı kaybetmeyi kabul ettin.” Bu sözler Selin’i olduğu yerde yıktı. Nermin hemen araya girmeye çalıştı. “Suç Selin’in değil, kararı ben verdim.” Kerem annesine doğru bir adım attı. “Daha kötü. Çünkü sen Elif’in babaannesisin.” Nermin’in gözleri doldu. “Onu incitmek istemedim.” Kerem’in sesi bu kez titredi. “Dört yaşındaki bir çocuğa, babasının mutlu olması için saklanması gerektiğini söylemek incitmek değil mi?”
Salondaki fısıltılar giderek yükselirken Elif başını Kerem’in omzundan kaldırdı ve Nermin’e baktı. Küçük sesi, kristal avizelerin altındaki ağır sessizliği deldi. “Babaanne, ben kötü bir çocuk muyum?” Nermin’in yüzü aniden çöktü. “Hayır, Elif… hayır, sen kötü değilsin.” Elif’in gözlerinden yeni yaşlar süzüldü. “O zaman neden babamın düğününde olmamam gerektiğini söyledin?” Nermin cevap veremedi. Kerem’in yüzündeki öfke yerini derin bir hayal kırıklığına bıraktı. “Cevap ver anne. Bu kez bana değil, ona cevap ver.” Nermin dizlerinin bağı çözülmüş gibi sandalyeye tutundu. “Çünkü… insanların ne söyleyeceğini senden daha çok önemsedim.” Elif masumca sordu: “İnsanlar benden daha mı önemli?” Nermin ağlamaya başladı. “Hayır.” Kerem başını salladı. “Ama bugün ona tam olarak bunu hissettirdin.”
Kerem ağır adımlarla sunağa yöneldi. Selin’in önünde durdu, Elif’i hâlâ kollarında tutuyordu. Beyaz güller, altın süslemeler ve açık duran yüzük kutusu artık ona yabancı görünüyordu. Selin gözyaşları içinde, “Kerem, bize bir şans ver. Sana her şeyi telafi edeceğim,” dedi. Kerem yüzük kutusuna baktı, sonra Selin’in gözlerine. “Elif o odada ağlarken sen burada benimle yüzük takmaya hazırlanıyordun.” Selin başını eğdi. “Evet… ve hayatım boyunca bunun utancını taşıyacağım.” Kerem nişan yüzüğünü yavaşça çıkardı ve kutunun yanına bıraktı. Selin nefesini tuttu. “Ne yapıyorsun?” Kerem sakince cevap verdi: “Bir baba olarak yapmam gereken şeyi. Bugün bu düğün olmayacak.” Salondan derin bir uğultu yükseldi. Selin elleriyle yüzünü kapatırken Nermin fısıldadı: “Kerem, bütün İstanbul bunu konuşacak.” Kerem arkasını dönmeden cevap verdi: “İlk kez umurumda değil.”
Nermin oğlunun önüne geçerek yolunu kesti. “Beni hayatından silemezsin. Ben senin annenim.” Kerem durdu. Uzun süre hiçbir şey söylemedi. Sonra Elif’i biraz daha sıkı tuttu. “Seni hayatımdan silmiyorum. Ama hayatımın merkezinden çıkarıyorum.” Nermin donup kaldı. “Ne demek bu?” Kerem’in sesi kararlıydı. “Elif’ten özür dileyeceksin. Gerçekten ne yaptığını anlayana kadar onunla yalnız kalmayacaksın. Ve bir daha hiç kimse benim kızıma ailemizin utancıymış gibi davranmayacak.” Nermin ağlayarak Elif’e baktı. “Elif… beni affedebilir misin?” Küçük kız bir süre sustu. Sonra babasına dönüp, “Hemen affetmek zorunda mıyım?” diye sordu. Kerem’in gözlerinden yaşlar süzüldü. “Hayır kızım. Kimse seni hazır olmadığın bir şeye zorlayamaz.” Elif başını salladı. “O zaman şimdi değil.” Nermin bu cevabı duyunca sessizce ağlamaya başladı.
Kerem salondan çıkmaya hazırlanırken Selin arkasından seslendi. “Peki ya biz? Her şey gerçekten bitti mi?” Kerem durdu ama dönmedi. Birkaç saniye sonra Elif’i yere indirdi, elini tuttu ve Selin’e baktı. “Bugün evlenmeyeceğiz. Bundan sonrası sözlerle değil, yaptıklarınla belli olacak.” Selin gözlerini sildi. “Ne yapmam gerekiyor?” Kerem cevap verdi: “Önce Elif’ten af dile. Benden değil.” Selin yavaşça Elif’in karşısında diz çöktü, ancak ona dokunmadı. “Elif, seni korumam gerekiyordu. Korkak davrandım. Beni affetmeni istemeye hakkım olmadığını biliyorum ama sana bir daha zarar verilmesine sessiz kalmayacağım.” Elif babasının elini sıktı. “Beni gerçekten seviyor musun?” Selin gözyaşları içinde başını salladı. “Evet.” Elif ciddi bir ifadeyle, “O zaman bir daha beni saklama,” dedi. Selin hıçkırarak, “Asla,” diye cevap verdi.
Aylar sonra aynı Boğaz otelinin bahçesinde çok daha küçük, sade bir tören vardı. Bu kez yüzlerce seçkin davetli değil, yalnızca gerçekten aile sayılan insanlar bulunuyordu. Nermin en arka sırada oturuyor, Elif’e yaklaşmadan önce her defasında izin istiyordu. Selin aylar boyunca Elif’in güvenini yeniden kazanmış, Kerem ise kızını hiçbir kararın dışında bırakmamıştı. Nikâh memuru yüzükleri istediğinde Elif küçük bir kutuyla babasının yanına geldi. Kerem eğilip, “Hazır mıyız küçük hanım?” diye sordu. Elif gülümsedi. “Bu sefer beni unutmadınız.” Kerem onu kucağına aldı. “Bu sefer değil. Hiçbir zaman.” Selin gözyaşları içinde Elif’in elini tuttu. “Biz üçümüz hazırız.” Nermin uzaktan ağlarken Elif ona baktı ve sessizce el salladı. Nermin şaşkınlıkla elini kalbine götürdü. Kerem kızının kulağına, “Onu affettin mi?” diye fısıldadı. Elif başını salladı. “Biraz. Ama önce öğrenmesi gerekiyordu.” Kerem gülümsedi. Boğaz’ın ışıkları arkalarında parıldarken Elif ikisinin ellerini birleştirdi ve neşeyle söyledi: “Şimdi evlenebilirsiniz.” O gece alkışlar yükseldiğinde Kerem artık insanların ne düşündüğüne değil, kızının gülümsemesine bakıyordu; çünkü sonunda herkes anlamıştı: Bir aileyi ayakta tutan soyadı, servet ya da kusursuz görüntü değil, çocuğunu kimsenin önünde feda etmeyecek kadar güçlü bir sevgiydi.
Comments (0)
Loading comments...

















